Kısıklı Caddesi No:101 Üsküdar/İstanbul
0 216 410 24 24
av.bilgehanozdemir@gmail.com

Kamulaştırmasız El Atma

Kamulaştırmasız El Atma

Av. Bilgehan Özdemir

Av. Mülhan Tümer

 

ENERJİ NAKİL HATTI GEÇİRİLEN TAŞINMAZLARIN KAMULAŞTIRMASIZ ELKOYMASINDA BEDELE İLİŞKİN BAŞVURULABİLECEK HUKUKİ YOLLARA İLİŞKİN BİR GÖRÜŞ

 

  1. Genel olarak;

Anayasa m.35 ile İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ne ek 1 numaralı Protokolde düzenlenen mülkiyet hakkı, herkese mülkiyet hakkını tanımış ve bu hakkın korunmasına ve kısıtlanmasına ilişkin düzenlemelere yer vermiştir. Çalışmamızda, mülkiyet hakkına yönelik kısıtlama sebeplerine girmeksizin, idare tarafından enerji nakil hatları ile şehiriçi enerji naklinde mülkiyet hakkını kısıtlayan kamulaştırma ve kamulaştırmasız elkoyma müesseselerine ve bu idari tasarruflar sebebiyle yaşanan mülkiyet hakkı kısıtlamalarına ilişkin açıklama ve çözüm yöntemlerine yer verilmiştir.

 

Bilindiği üzere kamulaştırmasız elkoyma işlemleri ile ağırlıklı olarak enerji nakil hatlarının oluşturulması sürecinde karşılaşılmaktadır. İdare tarafından yürütülen kamusal hizmet çerçevesinde elektrik, doğalgaz, su iletim tesislerinin kurulması sürecinde kişilerin mülkleri de kullanılabilmektedir. Bu mülklerin kullanılmasında öncelikli olarak başvurulması zorunlu olan müessese, elbette kamulaştırma müessesesidir. Anayasa m.35, idareye ancak kamu yararı bulunması halinde mülkiyet hakkını kanunla sınırlama imkanı tanımıştır. Bu hal dışında mülkiyet hakkının keyfi olarak sınırlanması Anayasa m.35 ile İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ne ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesini ihlal edecektir.

 

Kamulaştırma müessesinin genel kuralları 04.11.1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nda yer almaktadır. Bu Kanunda, kamu yararının gerektirdiği hallerde gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerinin mülkiyetinde bulunan taşınmaz malların, Devlet ve kamu tüzel kişilerince kamulaştırılmasında yapılacak işlemler, kamulaştırma bedelinin hesaplanması, taşınmaz malın ve irtifak hakkının idare adına tescili, kullanılmayan taşınmaz malın geri alınması, idareler arasında taşınmaz malların devir işlemleri, karşılıklı hak ve yükümlülükler ile bunlara dayalı uyuşmazlıkların çözüm usul ve yöntemleri düzenlenmiştir.

 

Bilindiği gibi, idarenin yürütmekle görevli olduğu kamu hizmetlerini düzenli ve gerekli bir biçimde yerine getirilebilmesi açısından taşınır ve taşınmaz mallara gereksinimi vardır. Bu mallar, kimi zaman devlet ve diğer kamu tüzel kişileri tarafından malik kişilerin rızası ile ele geçirilebilir. Örneğin bir alım satım sözleşmesi ile özel kişilere ait bir mal, idare malları arasına katılabilir. Ancak kişiler her zaman mallarını idareye satmak istemeyebilirler. Çoğu kez sahibinin rızası ile bir malın idare malı arasına katılması, idarenin gereksinmesi olan taşınır ya da taşınmaz malların kazanılması için yeterli bir yöntem olmayabilir. İşte bu gibi durumlarda idare, sahip olduğu zorlama gücüne (kamu gücüne) dayanarak gereksinmesi olan malların mülkiyetini ya da kullanma hakkını zorla ele geçirebilir.

 

Taşınmaz mülkiyetinin idare tarafından kazanılması ya da bunların kullanılması ile taşınır mülkiyetinin kazanılması aynı hukuk kurallarına bağlı değildir. Birincisine “kamulaştırma” ikincisine ise “istimval” adı verilir. Ancak her ikisinde de ortak olan nokta, idarenin özel kişiye zor kullanma yaptırımı altında ve haklı bir tazminat karşılığında, sahip olduğu malların mülkiyetini ya da kullanma hakkını idareye terk etme ödevini yüklemesidir[1].

 

  1. Kamulaştırma;

Kamulaştırma Kanunu’nun 3. maddesinin birinci fıkrasına göre idareler, kanunlarla yapmak yükümlülüğünde bulundukları kamu hizmetlerinin veya teşebbüslerinin yürütülmesi için gerekli olan taşınmaz malları, kaynakları ve irtifak haklarını, bedellerini nakden ve peşin olarak veya Kanunda belirtilen bazı hallerde eşit taksitlerle ödemek suretiyle kamulaştırma yapabilirler.

 

 

Kamulaştırma, kamu yararı kararı alınması ile başlar. Kamu yararı kararı soyut niteliktedir ve idarenin bir hizmetin kamunun yararına bulunduğunu saptamasıdır[2]. Kamu yararı kararı verebilecek merciler, Kamulaştırma Kanunu’nun 5., bu kararı onaylayacak merciler ise 6. maddesinde sayılmıştır.

 

İdare tarafından kamu yararı kararı alındıktan ve onaylandıktan sonra kamulaştırılacak taşınmazın saptanması/tespiti sürecine geçilir (Kamulaştırma Kanunu m.7). Tespitten sonra taşınmazların kamulaştırılmasında öncelikle uygulanacak usul, satın alma usulüdür.

 

  1. Kamulaştırma süreci

 

  1. Kamulaştırmanın başlatılması

Enerji nakil hatlarında kamulaştırma ilgili idarece alınan kararın Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın onayıyla ve hazırlanan teknik, ekonomik dokümanlar doğrultusunda başlar.

 

  1. Değer tespiti

Kamulaştırmayı yapacak idarenin bünyesinden belirlenen en az üç kişilik kıymet takdir komisyonu, Kamulaştırma Kanunu’nun 8. maddesi gereğince konuyla ilgili uzman kişi, kurum veya kuruluşlardan da rapor alarak, gerektiğinde Sanayi ve Ticaret Odalarından ve mahalli emlak alım-satım bürolarından alınacak bilgi ve belgelerden de faydalanarak kamulaştırılacak taşınmaz malın tahmini değerini takdir eder.

 

  1. Duyuru

Kamulaştırmayı yapacak idare, kamulaştırılması kararlaştırılan taşınmaz mal, kaynak veya irtifak hakkı bedelini peşin ödemek suretiyle ve pazarlıkla satın almak istediğini resmi taahhütlü bir yazıyla malike bildirir. Dava açılan durumlarda da adresi bulunamayanlar ile mülkiyeti kesinleşmemiş veya ihtilaflı olanlar için mahkemelerce mahalli gazetede ve Türkiye genelinde çıkan bir gazetede kamulaştırma ve belgelerinin özeti en az bir defa yayımlanır.

 

  1. Anlaşma ile satın alma, bedelin ödenmesi, tescil

Kamulaştırmayı yapacak idarece belirlenen ve en az üç kişiden oluşan uzlaşma komisyonu, çağrının tebliğ tarihinden itibaren 15 (onbeş) gün içinde çağrı bildirimine cevap veren ve anlaşmaya katılacak maliklerle pazarlık görüşmelerini yaparak sonucunu bir tutanağa bağlar. Anlaşma tutanağının tanzim tarihinden itibaren en geç kırk beş gün içinde, tutanakta belirtilen bedel ödenmeye hazır hale getirilerek, bu durum malike veya yetkili temsilcisine yazıyla bildirilerek tapuda belirtilen günde idare adına tapuda ferağ vermesi istenilir. Malik veya yetkili temsilcisi tarafından idare adına tapuda ferağ verilmesi halinde, kamulaştırma bedeli kendilerine ödenir.

 

Satın alınan taşınmaz mal veya irtifak hakkı, sahibinden kamulaştırma yolu ile alınmış sayılır ve bu şekilde yapılan kamulaştırmaya veya bedeline karşı itiraz davaları açılamaz.

 

  1. Anlaşma sağlanamaması halinde izlenecek usul

Anlaşma olmaması veya ferağ verilmemesi halinde ise, kamulaştırma bedelinin mahkemece tespiti ve taşınmaz malın idare adına tescili amacı ile idare tarafından mahkemede dava açılmaktadır.

 

Mahkeme, idarenin başvuru tarihinden itibaren en geç otuz gün sonrası için belirlediği duruşma gününü, dava dilekçesi ve idare tarafından verilen belgelerin birer örneği de eklenerek taşınmaz malın malikine meşruhatlı davetiye ile veya idare tarafından yapılan araştırmalar sonucunda adresleri bulunamayanlara, 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu gereğince ilan yoluyla tebligat suretiyle bildirerek duruşmaya katılmaya çağırır. Duruşma günü idareye de tebliğ olunur.

 

Mahkemece, kamulaştırılacak taşınmaz malın bulunduğu yerde mahalli gazete çıkıyor ise, bu mahalli gazetelerden birisinde ve Türkiye genelinde yayımlanan gazetelerin birisinde kamulaştırmanın ve belgelerin özeti en az bir defa yayımlanır.

 

Mahkemece belirlenen günde yapılacak duruşmada hakim, taşınmaz malın bedeli konusunda tarafları bir kez daha anlaşmaya davet eder. Tarafların bedelde anlaşması halinde hakim, taraflarca anlaşılan bu bedeli kamulaştırma bedeli olarak kabul eder işlemler buna göre sonuçlandırılır.

 

Mahkemece yapılan duruşmada tarafların bedelde anlaşamamaları halinde ise hakim, en geç on gün içinde keşif ve otuz gün sonrası için de duruşma günü tayin ederek, yeminli bilirkişiler marifetiyle ve tüm ilgililerin huzurunda taşınmaz malın değerini tespit için mahallinde keşif yapar. Yapılacak keşifte, taşınmaz malın bulunduğu yerin bağlı olduğu köy veya mahalle muhtarının da hazır bulunması amacıyla, muhtara da davetiye çıkartılır ve keşifte hazır bulunması temin edilerek, muhtarın beyanı da alınır.

 

Bilirkişiler, taraflar ve diğer ilgililerin beyanını da dikkate alarak, taşınmaz malın değerini belirten raporlarını on beş gün içinde mahkemeye verirler. Mahkeme bu raporu, duruşma günü beklenmeksizin taraflara tebliğ eder. Yapılacak duruşmaya hakim, taraflar veya vekillerini ve bilirkişileri çağırır. Bu duruşmada tarafların bilirkişi raporlarına varsa itirazları dinlenir ve bilirkişilerin bu itirazlara karşı beyanları alınır.

 

Tarafların bedelde anlaşamamaları halinde gerektiğinde hakim tarafından on beş gün içinde sonuçlandırılmak üzere yeni bir bilirkişi kurulu tayin edilir ve hakim, tarafların ve bilirkişilerin rapor veya raporları ile beyanlarından yararlanarak adil ve hakkaniyete uygun bir kamulaştırma bedeli tespit eder. Mahkemece tespit edilen bu bedel, taşınmaz mal, kaynak veya irtifak hakkının kamulaştırılma bedelidir. Tarafların anlaştığı veya tarafların anlaşamaması halinde hakim tarafından kamulaştırma bedeli olarak tespit edilen miktarın, peşin ve nakit olarak hak sahibi adına, hak sahibi tespit edilememiş ise ileride ortaya çıkacak hak sahibine verilmek üzere mahkemece belirtilen bankaya yatırılması ve yatırıldığına dair makbuzun ibraz edilmesi için idareye on beş gün süre verilir. Gereken hallerde bu süre bir defaya mahsus olmak üzere mahkemece uzatılabilir. İdare tarafından kamulaştırma bedelinin hak sahibi adına yatırıldığına veya hak sahibinin tespit edilemediği durumlarda, ileride ortaya çıkacak hak sahibine verilmek üzere bloke edildiğine dair makbuzun ibrazı halinde mahkemece, taşınmaz malın idare adına tesciline ve kamulaştırma bedelinin hak sahibine ödenmesine karar verilir ve bu karar, tapu dairesine ve paranın yatırıldığı bankaya bildirilir.

 

Tescil hükmü kesin olup, tarafların bedele ilişkin temyiz hakları saklıdır. Mahkemenin davetine uymayanlar olduğu takdirde bu işlemler, ilgilinin yokluğunda yapılır. Hak sahibinin tespit edilemediği durumlarda mahkemece, kamulaştırma bedelinin üçer aylık vadeli hesaba dönüştürülerek nemalandırılması amacıyla gerekli tedbirler alınır.

 

Kamulaştırma işlemine karşı hak sahipleri tarafından idari yargıda iptal davası açılması ve idari yargı mahkemelerince de yürütmenin durdurulması kararı verilmesi halinde ise mahkemece, idari yargıda açılan dava bekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göre işlem yapılır.

 

  1. Tapuda Kayıtlı Olmayan Taşınmaz Mallarda Zilyedin Hakları

Kamulaştırma Kanunu’nun 19. maddesine göre idare, öncelikle kamulaştırılması kararlaştırılmış tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malın kamu mallarından olup olmadığını ilgili yerlerden sorarak saptar. İdare tarafından yapılan bu araştırma sonucunda, kamulaştırılması kararlaştırılan ve tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malın, kamu mallarından olmadığının, taşınmaz malın zilyedi mevcut olup da zilyetlikle kazanım savında bulunulduğunun saptanması durumunda, Kamulaştırma Kanunu’nun 9. maddesine göre seçilen bilirkişiler aracılığıyla yerinde soruşturmalar yapar, kanıtları toplar ve durumu bir tutanakla belirtir. İdarece hazırlanan ve Kamulaştırma Kanunu’nun 10. maddesi uyarınca toplanan belgelerin tümü, taşınmaz malın bulunduğu yer Asliye Hukuk Mahkemesine verilerek, taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin saptanması ve idare adına tesciline karar verilmesi istenir. Mahkeme taşınmaz malın kamulaştırma bedelini Kamulaştırma Kanunu’nun 10. maddesine göre saptar. Mahkeme zilyedin taşınmaz malı zilyetlikle kazanmış olduğunu görürse bilirkişi raporunu zilyede ve idareye tebliğ eder. Ayrıca taşınmaz malın durumu yerel gazetede ve Türkiye genelinde yayınlanan bir gazetede en az bir kez ilan edilir. Son ilandan başlayarak otuz gün içinde Hazine ya da üçüncü bir kişi tarafından itiraz edilmezse, idare, on beş gün içinde kamulaştırma bedelini zilyet adına ilanda belirtilen bankaya yatırır ve yatırdığına ilişkin makbuzu mahkemeye sunar. Bu işlemler sonucunda mahkeme taşınmaz malın idare adına tesciline karar verir.

 

  1. Kısmen Kamulaştırma

İdare, kamu hizmetlerini yürütmek için gerekli özel mülkiyette olan bir taşınmazın tümünü kamulaştırabileceği gibi, bir bölümünü de kamulaştırabilir. Ancak bir bölümü kamulaştırılan taşınmazın geriye kalan bölümü yararlanmaya elverişli değilse, kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda dava açılamayan durumlarda, mal sahibinin en geç kamulaştırma kararının yazılı bildirim tarihinden başlayarak otuz gün içinde yazılı başvurusu üzerine bu bölümün de kamulaştırılması zorunludur. Kamulaştırılmayan bölüm yararlanmaya elverişli ise, kesilen bina, ihtiva duvarı, kanalizasyon, su, elektrik, havagazı kanalları, makine gibi tesislerden mal sahiplerine kalacak olanlarının eski nitelikleri dairesinde kullanılabilecek duruma getirilebilmeleri için gerek gider ve bedel, belirlenerek kamulaştırma bedeline ilave olunur.

 

Sonuç olarak; kamu yararının gerektirdiği durumlarda bir zor alım olarak ortaya çıkan kamulaştırma işlemi sebebiyle taşınmaz mal malikinin gerek idari yargıda kamulaştırmanın kendisine karşı, gerekse bedelin belirlenmesine yönelik dava hakkı bulunmakta olup, her aşamada dava hakkını kullanması mümkün bulunmakta ve rayiç değerlerin esas alınması nedeniyle bedele ilişkin olarak da herhangi bir hak kaybı ve mağduriyet yaşamamaktadır.

 

 

  • Kamulaştırmasız elkoyma

2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nda 18.06.2010 tarihinde 5999 sayılı Kanun ile değişiklik yapılmış ve Kanuna Geçici 6. madde ile kamulaştırmasız elkoyma sebebiyle tazminata ilişkin hükümler eklenmiş ve bu madde ile kamulaştırmasız olarak mülklerine elkonulan kişilere doğrudan idareye başvuruda bulunabilme imkanı sağlanmıştır.

 

Kamulaştırma Kanunu’na eklenen Geçici 6. madde ile “Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmen 9.10.1956 tarihi ile 4.11.1983 tarihi arasında fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya kaynaklara kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle malikin rızası olmaksızın fiili olarak el konulması sebebiyle,” malikin tazminat talebi hakkı vardır. Malikin bu hakkını ileri sürebilmesi bir süreyle kısıtlanmamıştır. Her ne kadar maddede, “malik tarafından ilgili idareden tazminat talebinde bulunulması halinde, öncelikle uzlaşma yoluna gidilmesi esastır.” denilse de, malik bu usule başvurmaksızın dava açabilecektir.

 

Kanunda yer alan bu düzenleme, kişilerin Anayasa m.36’da düzenlenen yargı mercileri önünce hak arama hürriyetini kısıtlayıcı nitelikte değildir. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi’nin 13.12.2011 gün, 2011/17580 E. ve 2011/20948 K. numaralı kararında da ifade edildiği üzere, taşınmazına elkonulan malik, Kamulaştırma Kanunu çerçevesinde idareye başvuru yapmaksızın doğrudan doğruya Asliye Hukuk Mahkemelerinde dava açabilme hakkına sahiptir. Kanunda uzlaşmanın önerilmesinin amacı, kişinin mahkemeye müracaat hakkını ortadan kaldırmak değil, malikin idareye başvurması halinde uzlaşma yolunun denenmesidir. İdare uzlaşma talebinde bulunan malik ile uzlaşma işlemlerine başlamakla yükümlüdür. Malikin idareye başvurmadan doğrudan doğruya dava açması, hukukun temel prensiplerinden biri olan hak arama hürriyetine ilişkindir. Diğer bir deyişle 5999 sayılı Kanunla getirilen Geçici 6. maddenin birinci fıkrasındaki uzlaşma için idareye başvurma, dava şartı olmadığı gibi, taşınmaz maliki dava açmakla uzlaşmak istemediği yönündeki iradesini ortaya koymuş sayılır.

 

Her ne kadar Kanunun gerekçesinde “Bu hükme göre, uzlaşma yoluna başvurulmaksızın dava açılamayacaktır.” ifadesine yer verilmiş olsa da, Kanunların Anayasaya aykırı olamayacağı ilkesi ve gerekçenin yalnızca yol gösterici nitelikte olduğu gözönünde bulundurulduğunda Yargıtay 5. Hukuk Dairesi’nin kararının isabetli olduğu görülecektir.

 

Sözkonusu başvuru üzerine, Kamulaştırma Kanunu’ndaki kıymet takdiri ile ilgili prosedüre göre hareket edilmesi öngörülmektedir. Buna göre, fiilen el konulan veya üzerinde irtifak hakkı tesis edilen taşınmaz, malikin müracaat ettiği tarihteki tahmini değeri, Kamulaştırma Kanunu’nun 8 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre teşkil edilen kıymet takdir komisyonu marifetiyle, taşınmazın el koyma tarihindeki nitelikleri esas alınmak ve bu Kanunun 11 ve 12. maddelerine göre hesaplanmak suretiyle tespit edilecek ve bu tespitten sonra, Kanunun 8. maddesinin üçüncü fıkrasına göre teşkil olunan uzlaşma komisyonunca, müracaat tarihinden itibaren en geç altı ay içerisinde 7201 sayılı Kanun hükümlerine göre tebliğ edilen bir yazı ile tahmini değer bildirilmeksizin, talep sahibi uzlaşma görüşmelerine davet edilecektir.

 

Uzlaşma şansını arttırmak için nakdi ödeme yanında idareye ait taşınmazın trampası, idareye ait taşınmaz üzerinde sınırlı ayni hak tanınması veya imar mevzuatı çerçevesinde başka bir yerde imar hakkı kullandırılması gibi seçenekler de öngören Kanun, uzlaşma görüşmelerinin de, hukuki veya fiili engel bulunmadığı takdirde davete icabet tarihinden itibaren en geç altı ay içerisinde sonuçlandırılmasını emretmektedir.

 

Nakdi tazminat bedeli üzerinden uzlaşılması halinde, bütçe imkanlarına göre ödemenin sonraki yıllara sari olacak şekilde taksitli olarak da yapılabileceğini öngören Kanun, bu takdirde, taksitli ödeme süresince, 4.12.1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’a göre ayrıca kanuni faiz ödeneceğini öngörmektedir.

 

Uzlaşma sağlanamadığı takdirde ise, uzlaşmazlık tutanağının tanzim edildiği veya ikinci fıkradaki sürenin uzlaşmaya davet olmaksızın sona erdiği tarihten itibaren üç ay içerisinde malik tarafından sadece tazminat davası açılabilir. Dava açılması halinde, fiilen el konulan taşınmazın veya üzerinde tesis edilen irtifak hakkının müracaat tarihindeki değeri, ikinci fıkranın birinci cümlesindeki esaslara göre mahkemece tespit ve taşınmazın veya hakkın idare adına tesciline terkinine ve malike tazminat ödenmesine hükmedilir. Tescile veya terkine ilişkin hüküm kesin olup tarafların hükmedilen tazminata ilişkin temyiz hakkı saklıdır.

 

  1. Malikin Geri Alma Hakkı

2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 23. maddesi bu konuda şu şekilde bir düzenleme getirmiştir. “Kamulaştırma bedelinin kesinleşmesi tarihinden itibaren beş yıl içinde, kamulaştırmayı yapan idarece veya 22’nci maddenin ikinci fıkrası uyarınca devir veya tahsis yapılan idarece; kamulaştırma ve devir amacına uygun hiç bir işlem veya tesisat yapılmaz veya kamu yararına yönelik bir ihtiyaca tahsis edilmeyerek taşınmaz mal olduğu gibi bırakılırsa, mal sahibi veya mirasçıları kamulaştırma bedelini aldıkları günden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte ödeyerek, taşınmaz malını geri alabilir. Doğmasından itibaren bir yıl içinde kullanılmayan geri alma hakkı düşer. Aynı amacın gerçekleşmesi için birden fazla taşınmaz mal birlikte kamulaştırıldığı takdirde bu taşınmaz malların durumunun bir bütün oluşturduğu kabul edilerek yukarıdaki fıkralar buna göre uygulanır.”

Öyleyse malikin geri alabilme hakkı doğabilmesi için şu koşulların gerçekleşmesi zorunludur:

  1. Kamulaştırma kesinleşmiş olmalıdır.
  2. Kamulaştırma amacına uygun hiçbir işlem ya da tesisat yapılmamış olmalıdır.
  3. Beş yıllık süre dolmalıdır.
  4. Kamulaştırılan taşınmazın geri alınabilmesi için kamulaştırma bedeli idareye ödenmelidir.

 

  1. Kamulaştırmada fiili elatma varsa Hukuk Mahkemesi, hukuki elatma varsa İdare Mahkemesi görevli olması

Resmi Gazete’nin 2 Mayıs 2012 tarihli ve 28280 Resmi Gazete sayısında yayınlanan Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığı’nın 9.4.2012gün, 2011/238 E. ve 2012/63 K. sayılı kararına göre, imar planında yeşil alan olarak bırakılan ancak fiili elatmanın bulunmadığı durumlarda hukuk mahkemesinde kamulaştırmasız elatma davası değil, idare mahkemesinde tam yargı davası açılabileceğine karar verilmiştir. Bu durumda fiili elatma varsa Hukuk Mahkemesi, hukuki elatma varsa İdare Mahkemesi görevli olduğu belirtilmiştir.

 

  1. 6100 sayılı HMK’ya göre Kamulaştırmasız El Koyma Davalarında Görev ve Yetki Konusu ve uygulanacak yargılama usulü

Yargıtay’ın 11.02.1959 gün 1958/17 E. ve 1959/15 K. sayılı içtihadı birleştirme kararı ile kamulaştırmasız elatma davalarının Medeni Kanun hükümlerine giren mülkiyete yönelik hakların ileri sürülmesi davası mahiyetinde olduğu ve bu bakımdan adli yargının görevli olduğu kabul edilmiştir.

 

Kamulaştırmasız elatmanın önlenmesi veya taşınmaz bedelinin tahsili davalarında görev hususu 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nın 2. maddesine göre değer ve miktarına bakılmaksızın Asliye Hukuk Mahkemelerinde görülmesi şeklinde düzenlenmiştir. Yetkili mahkeme 6100 sayılı HMK’nın 12. maddesine göre taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir.

 

Yargılama usulü, 6100 sayılı yasanın yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonra açılacak kamulaştırmasız elatmaya dayalı elatmanın önlenmesi ve bedel davalarda HMK 316 vd. maddelerine göre “basit yargılama usulü’dür. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi’nin görüşü bu yöndedir.

 

Sonuç olarak;

1- 5999 sayılı Kanun ile getirilen düzenlemeye göre kamulaştırmasız el koyma sebebiyle sadece tazminat davası açılabilir. Kanun böylece, men’i müdahale ve istihkak davası açabilme imkanını açıkça dışlamıştır. Tazminat davası ile ne kast edildiği ise çok açık değildir. Gerçi, tazminat tutarının nasıl hesaplanacağına ilişkin olarak Kamulaştırma Kanunu’nun taşınmazın bedeli ile ilgili düzenlemelerine atıfta bulunulduğundan, tazminattan maksadın gayrimenkulün bedeli olduğu anlaşılmaktadır.

 

2- 5999 sayılı Kanun ile getirilen düzenleme ile tazminat yahut gayrimenkulün bedelini talep hakkı imkanı yalnızca malike tanımış bulunmaktadır. Malike tanınan haktan genel hükümler uyarınca mirasçılarının da yararlanabileceği açıktır. Ancak zilyede ve mirasçılarına hiçbir hakkın tanınmamış olduğu da açıktır.

 

3- 5999 sayılı Kanun ile getirilen düzenleme ile tazminat davası açılabilmesini malikin ilgili idareye uzlaşma başvurusu şartına tabi tutmuş olsa da, malikin idareye başvurmadan doğrudan doğruya dava açması, hukukun temel prensiplerinden biri olan hak arama hürriyetine ilişkin olduğu da unutulmamalıdır.

 

4- 5999 sayılı Kanun, malikin tazminat davası açabilme imkanını, Kanunun ikinci fıkrasındaki sürenin (yani uzlaşma başvurusu üzerine işleyecek olan 6 aylık sürenin) uzlaşmaya davet olmaksızın veya uzlaşmanın başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından işleyecek olan üç aylık bir süre ile sınırlamıştır.

 

5- 5999 sayılı Kanun  “uzlaşılan nakdi tazminat bedeli, bütçe imkanları dahilinde, sonraki yıllara sari olacak şekilde taksitli olarak da ödenebilir” demek suretiyle nakdi ve peşin ödeme kuralını yumuşatmıştır. Hak sahipleri aleyhine sonuç doğurabilecek olan bu kural, “taksitli ödeme süresince, 4.12.1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanuna göre ayrıca kanuni faiz ödenir” denilmek suretiyle telafi edilmek istenmiş ise de, bu düzenlemede, kamulaştırma bedelinin kural olarak peşin ödenmesini öngören Anayasanın emredici hükümlerine (m.46) uyarlık bulunmadığı söylenebilir.

 

6- 5999 sayılı Kanunun önceki yasal düzenlemelere nazaran getirdiği farklı bir düzenleme de, “Bu madde uyarınca ödenecek olan tazminatın tahsili sebebiyle idarelerin mal, hak ve alacakları haczedilemez.” yolundaki kuraldır. Kuralın en bariz farklı yanı ise, hiçbir ayrım yapmaksızın idarenin her türlü mal, hak ve alacaklarının haciz yasağı kapsamına almış olmasıdır. Haciz yasağı bu denli geniş kapsamlı şekilde uygulandığı takdirde, uzlaşma veya mahkeme kararı üzerine hak sahibi lehine doğan tazminat alacağının tahsilinde ciddi güçlüklerle karşılaşılacağı söylenebilir.

 

Buna ilişkin uygulamadan örnekler:

 

  • “Davalı idare, kamulaştırma kararı almış ve bedeli de bloke ettirmişse de, yapılmış bir kamulaştırma tebligatı olmadığından, davanın, kamulaştırmasız el atmaya dayanan bedel davası olarak nitelendirilmesi doğrudur. ( 5.HD. 12.10.1998 T. E. 1998/10788, K.1998/14597)

 

  • “Dava, kamulaştırma bedelinin artırılması istemine ilişkindir. Mahkemece, 4650 sayılı Kamulaştırma Kanununa göre, kamulaştıran idare tarafından kamulaştırma bedelinin mahkemece tespiti ve idare adına taşınmazın tescili davası açılabileceği, bu nedenle de davacının, dava hakkı bulunmadığından bahisle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir. Dava konusu taşınmazın 19.6.1996 tarihli kararla kamulaştırılmasına karar verilmiş, ihtilafsız bedel mülk sahibi adına bankaya bloke edilmiş, kamulaştırma kararı taşınmaz malikine tebliğ edilmeden, taşınmaza 1.10.1994 tarihinde el atılmıştır. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 25.maddesine göre hakların kullanılması ve borçların yerine getirilmesi bakımından kamulaştırma işlemi mal sahibi için tebligatla başlar. Bu nedenle davacı tarafından açılan davanın 16.5.1956 gün ve l/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı göz önünde tutularak kamulaştırmasız el atmaya dayanan bedel davası olarak nitelendirilip, davanın esasına girilerek hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi, Doğru görülmemiştir” (.5. HUKUK DAİRESİ E. 2002/7510 K. 2002/13809 T. 17.6.2002)

 

  1. Enerji nakil hatlarında kamulaştırmasız elatma

İdare, malikin taşınmazına pilon dikmek, trafo binası yapmak ve enerji nakil hattı tesis etmek suretiyle kamulaştırmasız el koyabilir. Bu durumda malik, Kamulaştırmasız el koyma nedeniyle yer bedeli veya tazminat davası açması halinde, malikin iddiasının araştırılması bilirkişi incelemesine bağlıdır. Bu noktada, bilirkişilerin taşınmazın değerinin tespitine ilişkin değer biçme esaslarını düzenleyen herhangi bir yasal düzenleme mevcut değildir. Ancak, öteden beri Yargıtay içtihatlarında, kamulaştırma hukukunda olduğu gibi, Kamulaştırma Kanunu’nun 11. maddesinde öngörülen ilkeler aranmaktadır. Öte yandan, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun gerekçesinde, 11. maddede sayılan ölçütlerin Anayasa’nın 46. maddesindeki unsurlar göz önünde tutularak düzenlendiği belirtildiğinden, kamulaştırmasız el koyma nedeniyle bedel davalarında 11. maddedeki esaslara göre bedel tespitinin, taraflar açısından anayasal güvence teşkil edeceği açıktır. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun değer tespiti esaslarını düzenleyen 11. maddesinin son fıkrasında; “Kamulaştırma yoluyla irtifak hakkı tesisinde, bu kamulaştırma sebebiyle taşınmaz mal veya kaynakta meydana gelecek kıymet düşüklüğü gerekçeleriyle belirtilir. Bu kıymet düşüklüğü kamulaştırma bedelidir.” denilmek suretiyle, irtifak hakkı karşılığının ne olduğu hükme bağlanmıştır.

 

Buna göre, taşınmaz malın irtifak hakkı tesisinden önceki değeri ile irtifak hakkı geçirildikten sonraki değeri arasındaki fark, irtifak bedelidir. Öte yandan, irtifak hakkı tesis edilirken, pilon, trafo binası ve enerji nakil hattı tesisinin bulunduğu yerlerin değeri mülkiyet kamulaştırmasında olduğu gibi, ayrıca hesaplanır ve malike ödenir. Kısaca; irtifak bedelinin tespiti için, üzerinde irtifak tesis edilen taşınmazın niteliğine göre 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun değer takdiri esaslarını gösteren 11. maddesi gereğince tamamının bir bütün olarak değeri tespit edildikten sonra, aynı maddenin son fıkrası uyarınca irtifak kurulması nedeniyle taşınmaz malda meydana gelecek değer düşüklüğünün gerekçeleri ve buna göre oran ve tutarının belirtilmesi; bu şekilde yapılacak inceleme sonunda belirlenen iki değer arasındaki farkın bulunması gerekir.

 

Ayrıca kamulaştırmasız el atılarak üzerinden enerji nakil hattı geçirilen taşınmazın pilon yeri bedeli ile irtifak hakkı karşılığının tahsili davaları açılmadan evvel ilgili idare ile görüşülmesi ve taşınmaza dikilen direk, tesisat vesair işleri kimin yaptığının öğrenilmesi gerekmektedir. Bu gibi durumlarda örneğin fabrikaların ve işletmelerin elektrik ihtiyacı için bu tip yüksek gerilim hatları çekilebiliyor. Bu gibi durumlarda işletme-fabrika sahibi kendisi yetkili bir elektrikçiye tesisatı çektirip, direkleri diktirebiliyor (idarenin oluru ile). Şayet böyle bir durum varsa direkleri çeken ve tesisatı döşeyen gerçek ve tüzel kişilere dava açılması gerekmektedir.

 

Buna ilişkin uygulamadan örnekler:

  • Dava, kamulaştırmasız el atılarak üzerinden enerji nakil hattı geçirilen taşınmazın pilon yeri bedeli ile irtifak hakkı karşılığının tahsili istemine ilişkindir. Taşınmaz üzerinde Türkiye Elektrik Kurumu Genel Müdürlüğü lehine daha önce kurulmuş irtifak hakları bulunmaktadır. Bu irtifak hakkının taşınmazın değerine etkisi konusunda bilirkişi kurulundan ek rapor alınıp, irtifak hakkının neden olacağı değer düşüklüğünün belirlenen bedelden indirilmesi gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ile fazla bedele hükmedilmesi bozmayı gerektirir. ( 5.HD. 29.03.2004 T. E. 2004/1160, K.2004/3826)
  • Dava, kamulaştırmasız el atılıp üzerinden enerji nakli hattı geçirilen taşınmazın irtifak hakkı bedelinin tahsili talebine ilişkindir. Taşınmaz üzerinde idarece dikilen pilon ve inşa edilen trafo binası ile enerji nakil hattının geçirildiği bölümün yüzölçümünün fen bilirkişi marifetiyle krokide tespit edilmesi; kıymet takdirini yapacak bilirkişi marifetiyle de taşınmazın tamamından trafo binası ve pilon yerinin yüzölçümü indirildikten sonra, kalan bölümün irtifak hakkı tesisinden önceki değeri ile irtifak hakkı geçirildikten sonraki değeri arasındaki fark belirlenmek suretiyle irtifak bedelinin hesaplanması; bu şekilde yapılan inceleme sonucu tespit edilen irtifak hakkı bedeline, trafo ve pilon yerinin mülkiyet bedeli ilave edilerek toplam değer karşılığına hükmedilmesidir. (YARGITAY HUKUK GENEL KURULU 9.2.2005 T. E. 2004/5-749, K.2005/44)

 

  1. Kamulaştırmasız el atmaya ilişkin olarak Asliye Hukuk Mahkemelerinde açılacak davanın dayanağı

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün 03.05.2010 gün, 2009/244 E. ve 2010/108 K. sayılı kararına göre; “İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, suyolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu, idarece herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin men’i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerince çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır. Nitekim, yukarıda belirtilen genel kabul doğrultusundaki Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu’nun 11.2.1959 günlü, E:1958/17, K:1959/15 sayılı kararının, III. Bölümünde, ‘İstimlaksiz el atma halinde amme teşekkülü İstimlak Kanunu’na uygun hareket etmeden ferdin malını elinden almış olması sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Ve bu bakımdan dava Medeni Kanun hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. Ve bu bakımdan adliye mahkemesinin vazifesi içindedir.

 

Bundan başka, bir amme teşekkülü tarafından bir tesisin yaptırılması sırasında Devlet malı olmayan yerlerden toprak alınması veya böyle yerlere toprak veya moloz yığılması neticesinde meydana gelen zararların tazmini davası da başkasının malına amme teşekkülünün dilediği gibi el atma hakkı bulunmadığı ve plan ve projelere ve şartnamelere başkasının malına ihtiyaca göre el atılabilmesini gerektirecek esaslar konulamayacağı cihetle, haksız fiilden doğan bir tazminat davası sayılır’”.

 

Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarında da ifade edildiği üzere kamulaştırmasız el atma fiili, esas itibariyle haksız fiil niteliğindedir. Bu davalarda 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun İkinci Ayırımında yer alan “Haksız Fiillerden Doğan Borç İlişkileri’ne ilişkin hükümler, yani 49 ila 76. madde hükümleri ile müessesenin dayanağının mülkiyet hakkı olması sebebiyle 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun ayni haklara ilişkin hükümleri dikkate alınacaktır.

[1] İsmet Giritli – Pertev Bilgen – Tayfun Akgüner, İdare Hukuku, Der Yayınları, İstanbul, 2006, s.743.

[2] Giritli – Bilgen – Akgüner, a.g.e., s.751.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir