Kısıklı Caddesi No:101 Üsküdar/İstanbul
0 216 410 24 24
av.bilgehanozdemir@gmail.com

Paralel Hakim Kararı ve Muhakemenin Yenilenmesi

Paralel Hakim Kararı ve Muhakemenin Yenilenmesi

Av. Bilgehan Özdemir – Av. Ş. Tuncay Çaltekin

İstanbul Barosu

 

FETÖ TERÖR ÖRGÜTÜ KAPSAMINDA HAKLARINDA İHRAÇ VE TUTUKLAMA KARARI VERİLEN HAKİMLERİN VERDİKLERİ KARARLARIN CEZA MUHAKEMESİ HUKUKU AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

 

  1. GİRİŞ

15 Temmuz 2016 tarihinde Ülkede meydana gelen terör saldırıları sonrasında, Fethullahçı Terör Örgütü üyesi olduğu iddiası ile birçok hakim ve savcının görevle ilişikleri kesilmiş, yine yürütülen adli soruşturmalarda bu hakimlerden bir kısmı hakkında tutuklama kararı verilmiştir. Bu süreç ile ilgili olarak siyaseten sorulacak birçok soru bulunmakla birlikte, bu hakim ve savcılar tarafından gerçekleştirilen işlemler ile verilen kararların sıhhatinin tartışılması hukuk gündemi açısından önemli ve gereklidir. Yine benzer bir durum 17 ve 25 Aralık sürecinde görev yapan ve haklarında yakalama kararı bulunan savcılar tarafından yapılan işlemler için de geçerlidir.

Bu hakim ve savcılar tarafından yürütülen süreçler ile ilgili olarak İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (İHAS) m.6 ve Anayasa m.36 uyarınca tüm bireylerin sahip olduğu “Adil Yargılanma Hakkına” yönelik bir ihlal olup olmadığı hususu çalışmamızın temeli olacak, özellikle meydana gelen mağduriyetlerin giderilmesi hususunda mevcut hukuki kurumların kullanılması ve işletilmesine ilişkin usule yer verilecektir. Çalışmamızda öncelikle “Bağımsız ve Tarafsız Mahkeme” kavramı, bu kavramın “Adil Yargılanma Hakkı” içerisindeki önemine ilişkin açıklamalar yapıldıktan sonra, mevcut ihlallere ilişkin çözüm önerilerine ilişkin açıklamalara yer verilecektir.

 

  1. ADİL YARGILANMA HAKKI KAPSAMINDA MESELENİN DEĞERLENDİRİLMESİ

İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 6. maddesinde “Adil Yargılanma Hakkı”;

  1. Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir. Hüküm açık oturumda verilir; ancak, demokratik bir toplumda genel ahlak, kamu düzeni ve ulusal güvenlik yararına, küçüklerin korunması veya davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde, veya davanın açık oturumda görülmesinin adaletin selametine zarar verebileceği bazı özel durumlarda, mahkemenin zorunlu göreceği ölçüde, duruşmalar dava süresince tamamen veya kısmen basına ve dinleyicilere kapalı olarak sürdürülebilir.
  2. Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.
  3. Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir:
  4. a) Kendisine yöneltilen suçlamanın niteliği ve nedeninden en kısa zamanda, anladığı bir dille ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek;
  5. b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak;
  6. c) Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir savunmacının yardımından yararlanmak ve eğer savunmacı tutmak için mali olanaklardan yoksun bulunuyor ve adaletin selameti gerektiriyorsa, mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından yararlanabilmek;
  7. d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında çağırılmasının ve dinlenmesinin sağlanmasını istemek;
  8. e) Duruşmada kullanılan dili anlama dışı veya konuşma dışı takdirde bir tercümanın yardımından para ödemeksizin yararlanmak.

şeklinde düzenleme bulmuştur. Madde ile “medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar” denilerek özel hukuk ilişkileri, “cezai alan” ibaresi ile de ceza hukukuna ilişkin davalar “Adil Yargılanma Hakkı” kapsamına alınmıştır. Yine İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi içtihadı ile “idare hukukuna ilişkin uyuşmazlıklar” da Sözleşmede düzenlenen hak ve özgürlükleri ihlal ettikleri ölçüde, bu madde kapsamında görülmektedir. İHAS m.6 madde kapsamında başkaca haklar tanınmakla birlikte temel olarak; davadan önce yasal olarak kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkemede, makul bir süre içerisinde hakkaniyete uygun ve açık olan bir yargılama ile bireylerin davalarının görülmesine yönelik temel hakkını düzenlemektedir. Sözleşme, yargılamayı yapacak olan merciin yasal, bağımsız ve tarafsız olması gerektiğinin asgari şart olduğunu kabul etmiştir.

Mahkemenin yasallığı kısaca, davayı görecek olan mahkemenin, olayın gerçekleşmesi öncesinde var olması, yargılamaya ilişkin kuralların belirli olması olarak tanımlanabilir. Bu düzenleme ile bireylere, işlenilen fiilden sonra kurulan özel mahkemelerde yargılanmama güvencesi tanınmıştır. “Yasal Mahkeme” esas itibariyle “Bağımsız ve Tarafsız Mahkemenin” ön koşuludur. Birey tarafından işlenen bir suçtan sonra, sırf bu suçun yargılanması için kurulan mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığından bahsetmek elbette çok güç olacaktır. Yine Yasal Mahkemede Yargılanma hakkı bireylere, yargılama hukukuna ilişkin kuralların önceden belirli olması güvencesini de tanımaktadır.

Mahkemenin bağımsızlığı, başka bir kişi yahut organdan emir almamak, özellikle yürütme erki ve davadaki tarafların etki alanı dışında olmak demektir. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi bir mahkemenin bağımsızlığını araştırırken, mahkeme üyelerin her türlü etkiden korunmasını sağlayacak önlemlerin alınıp alınmadığını ve nihayet mahkemenin, global bir değerlendirme ile, “bağımsız bir görünüm” verip vermediğine bakmaktadır (Mah. K., Engel et autres/Hollanda, 23.11.1976 s.89; Campbel et Fell/İngiltere, 28.6.1984, A 80, s.78-81; Sramek/Avusturya, 22.10.1984 A 84, s.38; Piersack/Belçika, 1.10.1982, A 53, s.27; Lithgow et outres/İngiltere, 8.7.1986, A 102, s.202; Belilos/İsviçre, 29.4.1988, A 132, s.67; Bryan/İngiltere, 22.11.1995, 335-A s.36 ve son; Benthem/Hollanda, 23.10.1985; Obermeier/Avusturya, 28.6.1990)[1].

Yine İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi tarafından mahkemenin tarafsızlığı, davanın çözümünü etkileyecek bir önyargı yokluğu; özellikle mahkemenin veya mahkeme üyelerinden bazısının taraflar düzeyinde, onların leh ve aleyhinde bir duyguya ya da çıkara sahip olmaması şeklinde tanımlanmıştır. Mahkemelerin tarafsızlığı objektif ve sübjektif olarak irdelenmektedir. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi tarafsızlığı değerlendirirken, teorik ve soyut durumu değil, pratikte, yani somut olayda sistemin işleme şekline bakmaktadır[2].

“Bağımsız ve Tarafsız Bir Mahkemede Yargılanma Hakkı” soruşturma aşamasında faaliyet gösteren kişileri de kapsayan “Adil Yargılanma Hakkının” temel güvencelerinden biridir. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi tarafından 23.11.1976 senesinde verilen Hollanda’ya karşı Engels ve diğerleri davasından başlamak üzere yerleşik İHAM içtihadına göre bağımsızlık; “başka bir kişi yahut organdan emir almamak” şeklinde tanımlanmış, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Güvenlik Mahkemeleri yargılamalarında, yalnızca bu mahkemelerde asker hakimlerin bulunmasını dahi bağımsızlık ilkesinin ihlali olarak değerlendirmiştir (Örneğin 09.06.1998 tarihli Türkiye’ye karşı İncal Kararı).

Haklarında ihraç kararı verilen ve soruşturma açılan hakim ve savcılar hakkındaki yargılamalarda da Adil Yargılanma Hakkının geçerli olacağı açık olmakla birlikte, kamuoyu nezdinde bu hakim ve savcılar tarafından verilen kararlar ile yapılan işlemlerin kamu ve toplum vicdanında geçerliliği tartışmalı hale gelmiş bulunmaktadır. Bağımsız ve tarafsız olarak soruşturma yürüten ve kovuşturmalara iştirak eden ve CMK m.160/2 uyarınca “şüphelinin haklarını korumakla da yükümlü olan” savcının, bir suç örgütünden emir almak suretiyle iş ve işlemler gerçekleştirdiği yönündeki iddianın, bu savcılar tarafından yürütülen tüm soruşturma ve iştirak edilen tüm kovuşturmaların adilliğine gölge düşüreceği tartışmasızdır. İHAM içtihadında, bir mahkemede askeri üyenin bulunmasının, mahkemelerin tarafsızlığına gölge düşürdüğünün ifade edildiği ve Türkiye hakkında konu ile ilgili olarak birçok ihlal kararı verildiği dikkate alındığında, devletin herhangi bir organından değil, bir suç örgütünden emir ve talimat alarak soruşturma yürüten veya karar veren bir savcı veya hakim tarafından gerçekleştirilen işlemlerin evleviyetle “Adil Yargılanma Hakkını” ihlal edeceği muhakkaktır.

Yine İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin 01.10.1984 günlü Belçika’ya karşı Delcourt kararında yargısal makamların tarafsızlığı ile ilgili olarak, bu makamların tarafsızlık konusunda verdikleri görünümün önemli olduğu belirtilmiş, özellikle tarafsızlık konusunda sanığa verilen güven hissinin tarafsızlığın temel ölçütü olduğu vurgulanmış, bu kararda konuya özet olarak “adaletin yerine getirilmesi yetmez, aynı zamanda yerine getirildiğinin görülmesi lazımdır” denilerek meselenin özü ortaya konulmuştur. Anayasa m.9 uyarınca yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır. FETÖ/PDY üyesi olduğu iddia edilen hakim ve savcılarca Türk Milleti adına kullanılan yargı yetkisi, bu örgütün faaliyetlerine sarf edilmiş ve bu suretle Türk Milleti mağdur edilmiştir.

Son sürece baktığımızda, hakkında örgüt üyesi olmaktan ihraç kararları verilen ve hatta tutuklanan savcı tarafından gerçekleştirilen işlemler ile hakim tarafından verilen kararların “sanık gözündeki tarafsızlığını tartışmak” dahi konunun ciddiyetinden son derece uzak olacaktır.

  1. DERDEST SÜREÇLER İLE İLGİLİ UYGULAMA

Haklarında ihraç veya tutuklama kararı verilen hakim ve savcılar tarafından yürütülen soruşturmalar, bu hakim veya savcılar yerine atananlarca görülecek olup, dosyaların devam eden süreç içerisinde değerlendirilmesi ve varsa hukuka aykırılıkların giderilmesi dosya üzerinden mümkün olacaktır. Bu noktada özellikle hukuka aykırı yol ve yöntemlerle elde edilmiş delillerin varlığı halinde, bu delillerin dosyadan çıkarılması ve yargılamada kullanılmasının önüne geçilmesi mümkündür.

Anayasa m.38/6’da “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.” hükmüne yer verilmiş, düzenleme dayanak alınarak Ceza Muhakemesi Kanunu m.206/2-a’da Kanuna aykırı olarak elde edilen delillerin reddolunacağı, m.217/2’de sanığa yüklenen suçun yalnızca kanuna uygun olarak elde edilmiş deliller ile ispatlanabileceği, m.230/2-b’de hükümde hukuka aykırı olarak elde edilmiş delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi gerektiği, istinaf maddelerinin göreve başlamaları ile uygulanmaya başlanan m.289/1-i’de hükmün hukuka aykırı yollarla elde edilen delile dayanmasının kesin hukuka aykırılık hali oluşturduğu ifade edilmiştir.

Anayasa ve Ceza Muhakemesi Hukukunda hukuka aykırı yol ve yöntemlerle elde edilen delillerin yargılamada kullanılamayacağı amir olarak düzenlenmiş, yine bu delillere rastlanması halinde ne yapılacağı da ifade edilmiştir. Bu kapsamda soruşturma aşamasında hukuka aykırı delille karşılaşan ve CMK m.160/2 uyarınca şüphelinin haklarını korumakla yükümlü olan cumhuriyet savcısının, hukuka aykırı delilleri dosyadan ayıklaması uygun olacaktır. Kovuşturma aşamasında hakim veya mahkemelerce CMK m.206, 217 ve 230 uyarınca yine bu delillerin dikkate alınmaması gerekecektir. Meselenin temyiz aşamasında anlaşılması halinde de incelemeyi yapacak olan Yargıtay tarafından da hukuka aykırı deliller meselesi halledilebilecektir. Yine İstinaf incelemesinde de bu delillerin incelenmesi mümkün olup, CMK m.280/1-b ile CMK m.289’a yapılan atıf uyarınca Yerel Mahkeme kararının bozulması mümkündür.

 

  1. KESİNLEŞEN SÜREÇLER İLE İLGİLİ UYGULAMA

Ceza yargılamasında maddi gerçek araştırılmakta olup, yargılama sonucunda verilen hükmün kesinleşmesi ile maddi gerçeğe ulaşıldığı kabul edilmektedir. Ancak her yargılamada adli hataların olması elbette mümkündür ve kanun koyucu bu adli hataların varlığını öngörerek maddi gerçeğe aykırı olarak kesinleşen hükümlerin bireylerin mağduriyetine sebebiyet vermemesi için muhtelif yollar öngörmüştür. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Üçüncü Kısmında kesinleşen mahkeme kararlarına karşı başvurulabilecek “Olağanüstü Kanun Yolları” düzenlenmiştir. Bunlar, CMK m.308’de düzenlenen “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının İtiraz Yetkisi”, m.309 ve 310’da düzenlenen “Kanun Yararına Bozma” ve m.311 ila 323’de düzenlenen “Yargılamanın Yenilenmesi” prosedürleridir.

CMK m.308 ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına, re’sen veya istem üzerine gelen ilam ile ilgili olarak, kendisine verilmesi tarihinden itibaren otuz gün içerisinde Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na itiraz etme yetkisi tanınmıştır. Kanunda, itirazın sanık lehine olması halinde süre aranmayacağı düzenlenmiştir. 02.07.012 tarih ve 6352 sayılı Kanun ile Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yapılan değişiklik ile itiraz üzerine dosyanın ilk olarak kararı veren Yargıtay Dairesine gönderileceği, Dairece kararda herhangi bir değişiklik yapılmaması halinde dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na gönderileceği düzenlenmiştir.

İstinaf ve temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen kararlara karşı Adalet Bakanlığı’nın istemi üzerine veya CMK m.310’daki şartların üzerine resen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ilgili Yargıtay Dairesine başvuruda bulunabilecektir.

“Hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi ” başlıklı CMK m.311’de,

“(1) Kesinleşen bir hükümle sonuçlanmış bir dava, aşağıda yazılı hallerde hükümlü lehine olarak yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görülür:

  1. a) Duruşmada kullanılan ve hükmü etkileyen bir belgenin sahteliği anlaşılırsa.
  2. b) Yemin verilerek dinlenmiş olan bir tanık veya bilirkişinin hükmü etkileyecek biçimde hükümlü aleyhine kasıt veya ihmal ile gerçek dışı tanıklıkta bulunduğu veya oy verdiği anlaşılırsa.
  3. c) Hükme katılmış olan hakimlerden biri, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkumiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmiş ise.
  4. d) Ceza hükmü hukuk mahkemesinin bir hükmüne dayandırılmış olup da bu hüküm kesinleşmiş diğer bir hüküm ile ortadan kaldırılmış ise.
  5. e) Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkum edilmesini gerektirecek nitelikte olursa.
  6. f) Ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması. Bu halde yargılamanın yenilenmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde istenebilir.

(2) Birinci fıkranın (f) bendi hükümleri, 4.2.2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararları ile, 4.2.2003 tarihinden sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurular üzerine verilecek kararlar hakkında uygulanır.” hükmüne yer verilmiştir.

Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleşen bir dosyada Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından kararın hukuka aykırı olduğu düşünülmekte ise, bu karara karşı Ceza Genel Kurulu nezdinde itiraz imkanı bulunmaktadır. Bu itirazda temel mesele, mevcut yargılama ve deliller sonucunda verilen kararın, dosya kapsamı ile uyuşmamasıdır. Bu kanun yolunda mevcut dosyaya herhangi bir ekleme olmamakta ve şartların oluşması halinde Ceza Genel Kurulu’nca mevcut dosya ve deliller üzerinden bir karar verilmektedir.

Yargılamanın yenilenmesi sürecinde ise, kararın kesinleşmesi sonrasında meydana gelen olaylar ve ortaya çıkan yeni deliller ile öncesinde doğru olduğu kabul edilen kararın maddi gerçekle uyuşmadığı ortaya konulmakta, yani dosyaya yeni veriler girmektedir. Başsavcı itirazı ile Yargılamanın Yenilenmesi arasındaki temel fark, dosyaya yeni bir olay yahut delilin girip girmemesine dayanmakta, mevcut deliller ile karar arasında uygunsuzluk bulunması halinde CMK m.308, yeni deliller ve olayların kararın hukukiliğine gölge düşürmesi halinde ise CMK m.311 ve devamı hükümlerine göre işlem yapılmaktadır. Dolayısıyla dosyaya yeni bir delil veya olay girmeden Yerel Mahkemelerce yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilemeyeceği gibi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ile Ceza Genel Kurulu’nun mevcut dosyaya eklenecek yeni delilleri kararın kesinleşmesi sonrasında inceleme yetkisi bulunmamaktadır.

Ceza Muhakemesi Kanunu’nda düzenlenen her üç olağanüstü kanun yolunun da FETÖ/PDY üyesi olduğu yönünde şüphe bulunan hakim veya savcıların iştirak ettikleri yargılamalardaki hataların düzeltilmesinde başvurulabilmesi imkanı bulunmakla birlikte, esas itibariyle burada başvurulması gereken yol “Yargılamanın Yenilenmesi” yoludur.

CMK m.311/1-c’de hükmü veren hakimlerden birinin, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkumiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmelerinin yargılamanın yenilenmesi sebebi olduğu düzenlenmiştir. Burada, kararı veren hakimlerden birinin, bu kararın verilmesi sürecinde, bu yargılama ile ilgili olarak işlediği bir suçun bulunması ve bu suç kapsamında en azından kovuşturma aşamasına geçilmesi şartları aranmaktadır. Ceza Muhakemesi Hukukunda kıyas yapılması imkanı bulunduğu gözönüne alındığında, kararda etkili olan bir savcının aynı şekildeki hukuksuzluklarının da yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak değerlendirilmesi hatalı olmayacaktır.

CMK m.311/1-e hükmü, an itibariyle FETÖ/PDY üyesi olan şahıslarca yargılamalara müdahale edilmesi halinde tatbiki mümkün olan temel düzenlemedir. Düzenlemeye göre, yeni olaylar veya delillerin tek başına veya daha önce dosyada değerlendirilen diğer deliller ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda sanığın beraatine veya daha az cezayı içeren bir kanun hükmü uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesi gerekiyorsa, yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurulabilecektir. Madde hükmü, delil değerlendirmesi bakımından çok geniş bir yelpazeyi içermektedir. Bu kapsamda, yalnızca FETÖ/PDY üyesi hakim veya savcılar tarafından gerçekleştirilen hukuksuzluklar değil, bunların dışında kolluk güçleri, adliye çalışanları veya ilgili olabilecek herhangi bir kişi tarafından gerçekleştirilen işlemlerin ortaya konulması ile yargılamanın yenilenmesi mümkündür. Burada önemli olan, gerçekleştirilen işlemlerin tek başına veya dosyada mevcut deliller ile birlikte sanığın beraatini veya daha az ceza almasını sağlayacak nitelikte olmasıdır.

Nitekim İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 11.10.2016 gün ve 2016/653 D. İş sayılı kararında; “Hükümlü … hakkında İstanbul 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 08.10.2012 tarih, 1999/370 esas, 2012/226 Karar sayılı ilamı ile tasarlayarak adam öldürme suçundan 5237 sayılı TCK’nun 82/1-a, 62, 53 maddeleri gereği müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verildiği, verilen bu kararın Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 17.09.2014 tarih 2014/3221 esas, 2014/3955 karar sayılı ilamı ile düzeltilip onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.

Hükümlü …’ün FETÖ/PDY terör örgütüne daha önce verdiği maddi desteği çekmesi üzerine adı geçen terör örgütünün hedefinde olduğuna, FETÖ/PDY örgütünün emniyet ve yargı içinde bulunan mensupları vasıtasıyla düzenlenen kurmaca delillerle mahkum edildiğine dair nedenler hükümlü vekilinin dilekçesi ve eklerinde gösterilmiş ve bunu doğrulayacak deliller açıklanmıştır.

Açıklanan gerekçelerle CMK’nun 311/1-e maddesi gereği yeni olay ve deliller ortaya konulup bunu doğrulayacak deliller açıklanmış olmakla istem kabule değer görülüp delillerin toplanması gerektiğinden …” şeklinde gerekçe ile FETÖ/PDY üyeleri tarafından dosyalara müdahale edilmesinin CMK m.311/1-e uyarınca yargılamanın yenilenmesi nedeni olduğu Mahkemece kabul edilmiştir. Daha öncesinde Anayasa Mahkemesi tarafından verilmiş bir ihlal kararı olmaksızın örneği bulunmayan bu karar uyarınca, FETÖ/PDY tarafından yargılamalara müdahale edildiğinin delilleri ile ortaya konulması halinde, bu durumun yargılamanın yenilenmesi nedeni olacağı ortaya konulmuştur ve bu karar, emsal olması bakımından son derece önemlidir.

FETÖ/PDY üyesi olan hakim ve savcılar tarafından yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar sonucunda verilen kararların yargılamanın yenilenmesi yoluyla yeniden görülmesi mümkün olmakla birlikte, Yerel Mahkemeler tarafından yargılamanın yenilenmesi talepleri genel itibariyle reddedilmektedir. Esas itibariyle FETÖ/PDY üyesi olduğu iddia edilen hakim ve savcılarca verilen tüm kararların incelenmesi gerekmektedir. Bu durumun yargıda çok büyük bir iş yükü oluşturacağı muhakkak olmakla birlikte hiçbir yük, şüpheli, sanık veya hükümlünün aklında “hakkımda verilen karar doğru mu, bu karar FETÖ/PDY talimatı ile mi verildi” sorusunun düşmesi gibi bir adaletsizlik ile karşılaştırılamaz. Burada evleviyetle bir yasal düzenleme getirilmesi ve bu hakim ve savcıların dahil olduğu tüm dosyaların yeniden yargılamasının yapılması yönünde mevzuat oluşturulması zaruridir.

[1] Şeref Gözübüyük – Feyyaz Gölcüklü, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uygulaması, 8. Bası, Ankara, 2009, s.281.

 

[2] Gözübüyük-Gölcüklü, a.g.e., s.283.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir