Kısıklı Caddesi No:101 Üsküdar/İstanbul
0 216 410 24 24
av.bilgehanozdemir@gmail.com

Şike

Şike

Prof. Dr. Ersan Şen*

Av. Bilgehan Özdemir**

 

 

ŞİKE***

 

  1. Genel Olarak

 

Şike ve teşvik primi kavramları, güncel olarak uzun süredir kullanılan terimler olsa da, Ceza Yargılaması Sistemimize girmeleri yenidir. 6222 sayılı Kanun tarafından yürürlükten kaldırılan 5149 sayılı Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’da veya başkaca diğer kanunlarda, şike veya teşvik primi verme fiillerine ilişkin herhangi bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Şike ve teşvik primi verme fiilleri ilk olarak 14.04.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’un 11. maddesi ile suç olarak düzenlenmiş, yine bu Kanunla fiillerin yargılanmaları konusunda uzman mahkemeler görevlendirilmiştir.

 

Ceza hukuku kapsamında bu fiiller 14.04.2011 tarihinden önce düzenlenmemiş olsa da, spor hukuku ve Türkiye Futbol Federasyonu talimatlarında şike ve teşvike ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. 04.08.2002 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Eski Futbol Disiplin Talimatı’nın “Hileli ve danışıklı futbol müsabakası” başlıklı 37. maddesinde, “Hileli ve danışıklı futbol müsabakası yapan, yaptıran kişiler ve aracıları en az bir yıl müsabakadan men cezası veya o kadar süre ile hak mahrumiyeti ve teşekküller Futbol Federasyonunca küme düşürme cezası ile cezalandırılır.” hükmüne yer verilmiştir. 27.08.2011 tarihinde TFF’nin resmi web sitesi olan www.tff.org adresinde yayınlanarak yürürlüğe giren Futbol Disiplin Talimatı’nın “Müsabaka sonucunu etkileme” başlıklı 58. maddesinin birinci fıkrasında, “Müsabakanın sonucunu hukuka veya spor ahlakına aykırı şekilde etkilemek veya buna teşebbüs etmek yasaktır. Bir futbolcuya veya kulübe teşvik pirimi verilmesi de bu kapsamdadır.” hükmüne yer verilerek, şike ve teşvik primi verme fiilleri disiplin hukukunda düzenlenmiştir. Yine 02.12.2009 tarihinde TFF’nin resmi internet sitesinde yayımlanarak yürürlüğe giren Etik Kurulu Talimatı’nın 18. maddesinde bu fiiller yüz kızartıcı eylemler olarak sayılmıştır.

 

Şike kelimesi, bir spor karşılaşmasının sonucunu değiştirmek için maddi veya manevi bir çıkar karşılığı varılan anlaşma olarak tanımlanabilir[1]. İsteklendirme, özendirme anlamına gelen teşvik kavramından[2] türetilen teşvik primi kavramı da, bir spor karşılaşmasının sonucunu değiştirmek için sağlanan maddi veya manevi çıkar kapsamındadır. Ceza hukuku ve spor disiplin hukuku kapsamında bu iki kavramın temel ayırımı, maddi veya manevi çıkarın sağlandığı durum ve kişiye göre belirlenmektedir. Spor müsabakasının sonucunu değiştirmek için sağlanan menfaatin, karşılaşmada kötü oynaması veya kaybetmesi istenilen takımın sporcusuna ya da teknik görevlisine sağlanması halinde şike, kazanması istenilen takımın daha iyi oynamasının sağlanması için verilmesi halinde ise teşvik primi gündeme gelecektir.

 

6259 sayılı Kanunla değiştirilen 6222 sayılı Kanunun “Şike ve Teşvik Primi” başlıklı 11. maddesine göre, “(1) Belirli bir spor müsabakasının sonucunu etkilemek amacıyla bir başkasına kazanç veya sair menfaat temin eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Kendisine menfaat temin edilen kişi de bu suçtan dolayı müşterek fail olarak cezalandırılır. Kazanç veya sair menfaat temini hususunda anlaşmaya varılmış olması halinde dahi, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur.

 

(2) Şike anlaşmasının varlığını bilerek spor müsabakasının anlaşma doğrultusunda sonuçlanmasına katkıda bulunan kişiler de birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

 

(3) Kazanç veya sair menfaat vaat veya teklifinde bulunulması halinde, anlaşmaya varılamadığı takdirde, suçun teşebbüs aşamasında kalmış olması dolayısıyla cezaya hükmolunur.

 

(4) Suçun;

 

  1. a) Kamu görevinin sağladığı güven veya nüfuzun kötüye kullanılması suretiyle,

 

  1. b) Federasyon veya spor kulüpleri ile spor alanında faaliyet gösteren tüzel kişilerin, genel kurul ve yönetim kurulu başkan veya üyeleri, teknik veya idari yöneticiler ile kulüplerin ve sporcuların menajerleri veya temsilciliğini yapan kişiler tarafından,

 

  1. c) Suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde,

 

ç) Bahis oyunlarının sonuçlarını etkilemek amacıyla,

 

İşlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında artırılır.

 

(5) Suçun bir müsabakada bir takımın başarılı olmasını sağlamak amacıyla teşvik primi verilmesi veya vaat edilmesi suretiyle işlenmesi halinde bu madde hükümlerine göre verilecek ceza yarı oranında indirilir.

 

(6) Bu madde hükümleri;

 

  1. a) Milli takımlara veya milli sporculara başarılı olmalarını sağlamak amacıyla,

 

  1. b) Spor kulüpleri tarafından kendi takım oyuncularına veya teknik heyetine müsabakada başarılı olabilmelerini sağlamak amacıyla,

 

Prim verilmesi veya vaadinde bulunulması halinde uygulanmaz.

 

(7) Suçun spor kulüplerinin veya sair bir tüzel kişinin yararına işlenmesi halinde, ayrıca bunlara, şike veya teşvik primi miktarı kadar idari para cezası verilir. Ancak, verilecek idari para cezasının miktarı yüzbin Türk Lirasından az olamaz.

 

(8) Müsabaka yapılmadan önce suçun ortaya çıkmasını sağlayan kişiye ceza verilmez.

 

(9) Bu madde kapsamına giren suçlarla ilgili olarak 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231 inci maddesine göre hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilemez; verilen hapis cezası seçenek yaptırımlara çevrilemez ve ertelenemez.

 

(10) Bu maddede tanımlanan suçların bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi halinde, bunlardan en ağır cezayı gerektiren fiilden dolayı verilecek ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılarak tek cezaya hükmolunur.

 

(11) Bu maddede tanımlanan suçlardan dolayı cezaya mahkûmiyet halinde, kişi hakkında ayrıca Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesi hükümlerine göre, spor kulüplerinin, federasyonların, bünyesinde sportif faaliyetler icra edilen tüzel kişilerin yönetim ve denetim organlarında görev yapmaktan yasaklanmasına hükmolunur”.

 

6222 sayılı Kanun 11. maddenin birinci fıkrasında şikeyi, belirli bir spor müsabakasının sonucunu etkilemek amacıyla bir başkasına kazanç veya sair menfaat temin etme olarak tanımlamış, beşinci fıkrada teşvik primi ile ilgili olarak suçun bir müsabakada bir takımın başarılı olmasını sağlamak amacıyla menfaat sağlanması cezai yaptırıma bağlanmıştır.

 

Şike ve teşvik primi verme eylemleri, ilk olarak 6222 sayılı Kanunla suç olarak tanımlanmış ve cezai yaptırım öngörülmüştür. Her ne kadar doktrinde 6222 sayılı Kanun öncesinde bu fiilleri işleyen kişilerin dolandırıcılık suçundan dolayı sorumlu tutulabileceği, Türk Ceza Kanunu’nun 158. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde düzenlenen derneklerin aracı olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun oluşacağı yönünde bir görüş bulunsa da, bu görüşe katılmak mümkün değildir[3].

 

6222 sayılı Kanunun genel gerekçesinde, “5149 sayılı Kanunda şike ve teşvik primi fiilleri suç olarak tanımlanmadığı gibi, ceza kanunlarında da bu fiiller özel olarak düzenlenmemiştir. Bu kanun ile şike ve teşvik primi fiilleri suç olarak düzenlenmiş ve ayrıca bu suçlarla etkin mücadele açısından Ceza Muhakemesi Kanunu’nda düzenlenen iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması maddesinin da uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.” denilerek 6222 sayılı Kanun öncesinde şike ve teşvik primi verme fiillerinin suç olarak tanımlanmadığı ortaya konulmuştur. Yine 6222 sayılı Kanunun 11. madde gerekçesinin ilk cümlesinde, “5149 sayılı Kanunda ve ceza hükmü içeren diğer kanunlarda suç olarak belirtilmeyen şike ve teşvik primi bu madde ile suç haline getirilmiştir.” hükmüne yer verilmiştir. Kanun koyucu, şike ve teşvik primi verme fiillerini ilk olarak 6222 sayılı Kanun ile suç olarak tanımlamıştır ve bu Kanun 14 Nisan 2011 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Dolayısıyla şike ve teşvik primi verme fiillerinin Anayasa m.38/1 ve Türk Ceza Kanunu m.7 uyarınca dolandırıcılık olarak kabul edilebilme ve cezalandırılabilme imkanı bulunmamaktadır.

 

Esas itibariyle, şike ve teşvik primi iddialarının dolandırıcılık olarak kabulü iki nedenle yanlıştır: İlkine göre, bir an için şike ve teşvik primi fiilleri dolandırıcılık suçunu oluşturmakta ise, kanun koyucunun 6222 sayılı Kanunun 11. maddesini yasalaştırma ihtiyacı duymaması gerekirdi. İkincisine göre, dolandırıcılık ile şike ve teşvik primi fiillerinin unsurları farklıdır. Dolandırıcılıkta, doğrudan doğruya mağduru hedef alan ve aldatma imkanı bulunan hileli hareketlerle onun iradesini hataya düşürüp zarara uğratmak ve haksız yarar sağlamak vardır. Şike ve teşvik priminde ise, doğrudan doğruya mağduru hedef alıp, aldatmaya elverişli hileli hareketlerle hataya düşürmek kastı ve maddi unsuru kesinlikle yoktur. Bunun aksine şike ve teşvik primi fiillerinde, karşılıklı anlaşmak suretiyle müsabakaların sonuçlarını etkilemeye yönelik irade birliği vardır. Şike ve teşvik priminden olumsuz etkilenenler varsa, bu kişiler dolandırıcılık suçunun mağduru olarak değerlendirilemezler. Şike ve teşvik primi unsurları gereği karşılıklı çok failli suçlardan olup, bu yönü ile de dolandırıcılık suçundan ayrılır. Kanun koyucu, şike ve teşvik primi fiillerini ilk olarak 6222 sayılı Kanun ile suç olarak tanımlamıştır.

 

Dolandırıcılık suçunun somut olayda varlığının kabulü için, fail tarafından ilk önce belirli bir niteliği haiz hileli hareketlerde bulunulmalı ve bu hileli hareketlerle mağdur aldatılarak, mağdurun veya üçüncü bir kişinin zararına olarak bir menfaat elde edilmelidir. Aldatma kabiliyetini haiz hileli hareket, her durumda elde edilen haksız menfaat ile verilen zararın öncesinde veya en azından eş zamanlı olarak icra edilmesi, bu noktada da hareket ile netice arasında illiyet bağı kurulması kaydı ile dolandırıcılık suçunun maddi unsuru sayılabilir.

 

TCK m.157’de dolandırıcılık suçu tanımlanmış, 158. maddede bu suçun nitelikli hallerine yer verilmiştir. TCK m.158’in somut olayda tatbik edilebilmesinin ön şartı, somut olayda TCK m.157’nin tüm unsurları ile gerçekleşmesidir.

 

Çok hareketli bir suç görüntüsü taşıyan dolandırıcılık suçunun oluşumu açısından birden fazla fiilin gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu hareketlerden birincisi hiledir. Hile, icrai bir davranışla gerçekleştirilebileceği gibi, ihmali bir davranışla da gerçekleştirilebilir. Dolandırıcılık suçunda hileli hareketler mağdura yöneltilmekte ve mağdurun veya başkasının zararına olarak faile ya da bir başkasına yarar sağlanmaktadır. Dolandırıcılık suçunda önemli olan zararın, mağdurun malvarlığına ilişkin olarak yapmış olduğu tasarrufun doğrudan doğruya sonucu olmasıdır. Yani hileli hareketin sonucunda iradesi hileden etkilenen kişinin gerçekleştireceği ödeme, teslim veya bir eşyayı verme gibi bir fiil ile zarar oluşmalıdır.

 

Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 16.07.2009 gün, 2009/6264 E. ve 2009/9599 K. numaralı kararına göre, “Dolandırıcılık suçu, sanığın mağduru kandırabilecek hileli davranışlarla aldatıp, onu kendi veya başkasının malvarlığı aleyhine bir işlemde bulunmaya yöneltmesi ve bu işlem sonucunda sanığın kendine veya başkasına yarar sağlamasıyla oluşur[4]”.

 

Dolandırıcılık suçunun tamamlanması için, hileli davranışlarla bir kimseyi aldatmak yeterli olmayıp, aynı zamanda onun veya başkasının zararına olarak failin kendisine veya başkasına bir yarar da sağlaması gerekir. Bu nedenle dolandırıcılık suçu bir zarar suçudur. Yarar ve zarar sonuçları gerçekleşmeden, dolandırıcılık suçundan söz edilemeyecektir. Dolandırıcılık suçunda zarar ve yararın malvarlığına ilişkin olarak somutlaşmış olması gerekir. Muhtemel zarar veya yarardan bahisle dolandırıcılık suçunun varlığı ileri sürülemez.

 

Sonuç olarak 6222 sayılı Kanunun Genel Gerekçesi ile 11. madde gerekçesinde ifade edildiği üzere, şike ve teşvik primi verme fiilleri 14.04.2011 tarihinden önce suç olarak düzenlenmemiştir. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi ve cezalandırmada kıyas yasağı kuralı[5] gereğince bu suçların, dolandırıcılık veya başkaca bir suç olarak değerlendirilebilme imkanı bulunmamaktadır.

 

 

 

 

  1. 6222 Sayılı Kanunda Düzenlenen Şike ve Teşvik Primi Verme Suçları

 

  1. Suçla Korunan Hukuki Yarar

 

Sporun temel amacı, insanın beden ve ruh sağlığını geliştirmek, iradesini güçlü kılmak ve toplumda barış, kardeşlik ve dayanışma duygusunu yaygın hale getirmektir. Sporun sayılan özellikleri sportif faaliyet ve organizasyonların sporun ruhuna ve spor ahlakına uygun, sportmenlik duyguları içerisinde gerçekleştirilmesine yönelik bir sosyal beklentiyi de gündeme getirmektedir[6].

 

Özellikle futbolun artık bir endüstriye dönüşmesi, futbol maçlarının sonuçlarını tahmine yönelik bahis gibi birtakım oyunların oynanması da, bu maçların doğal seyrinde neticelenmemesine yönelik çabaları artırmıştır. Bu çabaların önlenmesi ve hukuk toplumunun ülkede yapılan sportif faaliyetlerin dürüstçe yapıldığına yönelik inancın korunması gerekir[7]. 6222 sayılı Kanunun 11. maddesinde düzenlenen suçlarla, toplumun spor karşılaşmalarının dürüstçe yapıldığına yönelik inanç korunmaktadır. Yine bahis oyunlarının günümüzdeki rolü dikkate alındığında bu suç, kişilerin bahis oyunlarından haksız menfaat elde etmelerinin engellenmesi amacına hizmet etmektedir.

 

  1. Suçların Unsurları

 

Teşvik primi verme fiilinin, şike suçunun daha az cezayı gerektiren bir nitelikli hali mi, yoksa müstakil bir suç mu olduğu tartışmalıdır. Bu tartışma, özellikle zincirleme suç hükümlerinde özellik arz etmektedir. Buna ilişkin açıklamalara aşağıda, zincirleme suç hükümlerinde değinilecektir.

 

Biz şimdilik 6222 sayılı Kanunun 11. maddesinde şikenin “belirli bir spor müsabakasının sonucunu etkilemek amacıyla bir başkasına kazanç veya sair menfaat temin” etme şeklinde geniş olarak tanımlandığını, bu tanımın teşvik primi verme eylemini de kapsamına aldığını, “suçun bir müsabakada bir takımın başarılı olmasını sağlamak amacıyla teşvik primi verilmesi veya vaat edilmesi suretiyle işlenmesi” şeklindeki teşvik primi verme eylemi tanımı dikkate alındığında teşvik primi verme fiilinin, şike suçunun daha az cezayı gerektiren nitelikli hal şeklinde düzenlendiğini belirtmek isteriz.

 

  1. Şike

 

6222 sayılı Kanunun 11. maddesinde şike, belirli bir spor müsabakasının sonucunu etkilemek amacıyla bir başkasına kazanç ve sair menfaat temin etmek olarak tarif edilmiştir. 11. maddenin birinci fıkrasının son cümlesinde anlaşmaya varılması halinde suçun tamamlanmış sayılacağı düzenlenmiştir. Bu kapsamda suçun tamamlanması için anlaşmaya varılmasının yeterli olduğunu söylemek hatalı olmayacaktır. Suçu oluşturan fiil, yani suçun hareket unsuru, kazanç veya sair menfaatin temin edilmesi yönünde anlaşmanın yapılmasıdır.

 

Suçun faili herkes olabilse de, kendisine menfaat temin edilen kişinin spor müsabakasının sonucunu etkileyecek güce sahip bir kişi olması gerekir. Menfaat temin edilen kişinin, müsabakanın sonucunu etkileyebilecek sporcu, teknik görevli veya hakem gibi doğrudan müsabaka üzerinde etkisi bulunan kişiler olması zorunludur. Suçun menfaat temin edilen kişi yönüyle özgü suç olduğunu söylemek hatalı olmayacaktır.

 

Şike suçunun konusunu oluşturan menfaatin niteliği ve kapsamı doktrinde tartışmalıdır. Bu nitelik ve kapsamın belirlenmesi açısından üçlü bir ayırıma gitmek isabetli olacaktır. Şike suçu esas itibariyle üç şekilde işlenebilir. Bunlardan ilki, Kanunun 11. maddesinin dördüncü fıkrasının (ç) bendinde düzenlenen bahis amaçlı şike, ikincisi içerisinde herhangi bir menfaat bulunmayan hatır şikesi ve üçüncü olarak ilk iki dışında kalan tüm şike fiilleri, yani adi şikedir.

 

Şikenin bahis oyunlarının sonuçlarını etkilemek amacıyla işlenmesi halinde bahis şikesi sözkonusu olacaktır. Burada menfaat sağlayan kişinin asıl gayesi, sağladığı menfaatten daha fazlasını bahis oyunlarından kazanmaktır. Günümüzde bahis oyunlarının kapsamının çok fazla gelişmesi ve çok büyük kitlelerin bu oyunları oynaması dikkate alındığında, bu oyunlardan haksız kazanç sağlamanın suç olarak tanımlanmasının isabetli olduğunu belirtmek isteriz.

 

Hatır şikesinde esas itibariyle herhangi bir menfaat bulunmamaktadır. Burada taraflar arasında daha önceye dayalı bulunan hatır ilişkisi ve manevi bağlılık kullanılmakta, bu bağlılık sebebiyle karşılaşmaya etki edilmeye çalışılmaktadır. Hatır şikesinde Kanunun 11. maddesinin birinci fıkrasında suçun unsuru olarak düzenlenen menfaat ilişkisi bulunmaması sebebiyle suç olarak kabul edilemez. Bu fiil spor disiplin hukukunu ilgilendirmektedir. Doktrinde aksi yönde görüşler olsa da[8], şike suçunun konusunu oluşturan anlaşmanın bir menfaat ile ilgili olmasının zorunlu olduğu dikkate alındığında, suçta ve cezada kanunilik ilkesi gereğince bu fiilin suç olarak kabul edilebilme imkan ve olanağı bulunmamaktadır.

 

Bahis ve hatır şikesi dışında kalan tüm şike faaliyetlerini adi şike olarak adlandırmak hatalı olmayacaktır. Adi şike suçunun oluşmasında taraflar arasında kazanç veya sair menfaat sağlama hususunda bir anlaşma mevcuttur.

 

Kanunda ifade edilen kazanç kavramı, malvarlığına ilişkin para ile ölçülebilen her türlü değeri kapsamaktadır. “Çıkar” anlamına[9] gelen menfaat kavramının kapsamı ise daha geniştir. Menfaat, kişinin ekonomik, hukuki veya kişisel durumunu objektif olarak iyileştiren (araba verilmesi, kredi sağlanması gibi) veya maddi olmamakla birlikte bazı avantajlar sağlayan (cinsel ilişki gibi) her türlü edimi kapsamaktadır. Ancak sağlanan menfaatin muhtevası önemsiz denecek kadar az ise (küçük bir hediye gibi), burada gerçek anlamda bir menfaatin varlığından bahsedilemez. Bu kapsamda bir menfaatin sağlanması halinde, bahis şikesinden veya adi şikeden bahsedilemez. Kanaatimizce bu durumda da hatır şikesi sözkonusu olacak, yani mesele disiplin hukukunu ilgilendirecektir.

 

Şike suçunda kazanç veya sair menfaatin mutlaka futbolcuya, teknik görevliye veya hakeme yapılması zorunlu değildir. Şike anlaşması çerçevesinde menfaat, bu kişilerin aralarında anlaştıkları üçüncü bir kişiye de sağlanabilir. Bu durumda da şike suçunun unsurları oluşacaktır.

 

Konu ile ilgili tartışmalı bir durum da transfer vaadinde bulunulması suretiyle şike yapılmasıdır. Şike suçunun konusu olan menfaat, elbette daha iyi bir kulübe transfer olmayı da kapsamına alacaktır[10]. Ancak bu hususun tespitinde çok dikkatli olunmalıdır. Her ne kadar federasyonlar tarafından sporcuların transfer tescil dönemleri belirlenmiş olsa da, özellikle futbolda transfer meselelerinin ulusal sınırları aşarak uluslararası bir pazar halini alması, transfer görüşmelerini oldukça karışık bir hale getirmiştir. Kulüpler transferlerle ilgili olarak yalnızca yetkili menajerler ve avukatlarla değil, bu kişilerin dışında gönüllü kişilerle de birkaç yıl gibi uzun sürelerle çalışabilmektedir. Bu sebeple somut olayda transfer şikesinin varlığının tespitinde transfer görüşmelerindeki bu çetrefil durum dikkate alınmalı, suçlama yapılırken ve ceza verilirken transfer görüşmelerinin tamamı dikkate alınarak sonuca ulaşılmalıdır.

 

Maddenin üçüncü fıkrasında, kazanç veya sair menfaat vaad veya teklifinde bulunulması halinde, anlaşmaya varılamadığı takdirde suçun teşebbüs aşamasında kalmış olması dolayısıyla cezaya hükmolunacağı ifade edilmiştir. Burada bir ayırıma gitmek gerekecektir. Kazanç veya sair menfaat teklifinde bulunan kişinin bu teklifi karşı tarafça reddedilmişse, teklifi reddeden kişinin teşebbüs dolayısıyla sorumlu tutulabilmesi mümkün değildir. Ancak kendisine kazanç veya sair menfaat temini vaadinde bulunulan kişi, vaadi az görmüş veya teklif edilenden başka bir şey istemişse, bu durumda kendisine menfaat teklifinde bulunulan kişi de suça teşebbüs hükümleri gereğince sorumlu tutulacaktır. Buna ilişkin ayrıntılı açıklama aşağıda teşebbüs başlığı altında yapılmıştır.

 

6222 sayılı Kanunun 11. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde, kendisine menfaat temin edilen kişinin de müşterek fail olarak cezalandırılacağı düzenlenmiştir. Bu düzenleme karşısında şike suçunun çok failli bir suç olduğunu söylemek hatalı olmayacaktır. Bu suçun bir tarafında kazanç veya sair menfaat temin eden, diğer tarafında ise, spor müsabakasının sonucunu değiştirmeye muktedir bir veya birkaç kişi olması gerekir. Dolayısıyla bu suçta menfaat temin eden herkes olabilecekken, kendisine menfaat temin edilen kişinin müsabakanın sonucunu değiştirmeye muktedir olan, futbolcu, teknik direktör veya hakem gibi oyun üzerinde doğrudan etkisi olan bir kişi olması gerekir. Bu suçta menfaat temin eden kişide, kendisine menfaat temin edilen kişi de suçun failidir.

 

Bu suçun oluşmasında, spor müsabakasının niteliği önemli değildir. Ancak müsabakanın belirli bir federasyon içinde yer alması gerekir. Eğer özel bir müsabaka sözkonusu ise, başka bir deyişle bu müsabaka federasyona bağlı olmayan, özel kişiler arasında yapılıyorsa, anılan suçtan bahsedilemez. 6222 sayılı Kanunun 3. maddesinin birinci fıkrasında spor müsabakası tanımlanmış ve “Federasyonların düzenlediği veya düzenlenmesine izin verdiği her türlü sportif karşılaşma ve yarışma” şeklinde ifade edilmiştir[11]. Bu kapsamda şike suçunun oluşabilmesi için menfaat sağlama yönünde harekette bulunulan müsabakanın federasyonların düzenlediği veya düzenlenmesine izin verdiği bir müsabaka olması gerekir.

 

Şike suçunda faillerin, karşılaşmanın sonucunu etkilemek amacıyla hareket etmeleri gerekir. Bu sebeple faillerin, karşılaşmanın sonucunu bilerek ve isteyerek etkileme yönünde harekette bulunmaları gerekir. Şike, genel kast ile işlenebilen bir suçtur. Suçunun oluşmasında karşılaşmanın sonucu önemli değildir. Ancak bahis şikesinde failin amacı, bahis oyunlarından kazanç elde etmek olduğundan, failin bu nitelikli hal sebebiyle cezalandırılabilmesi için kastının “bahis oyunlarının sonucunu etkileme” olduğu ortaya konulmalıdır. Bahis şikesinde suçun manevi unsuru bu sebeple özel kasttır.

 

Müsabakanın sonucunun ne şekilde etkilenmeye çalışıldığı önemli değildir. Aleyhine şike faaliyetinde bulunulan takımın yenilmesi için şike yapılabileceği gibi, karşılaşmanın berabere sonuçlanmasının sağlanması için de şike yapılabilir.

 

Şike suçunda failler aynı amacın gerçekleşmesini hedeflemelidirler. Faillerden örneğin menfaat temin eden kişi bu amaçla hareket etmesine rağmen, menfaati alan kişi böyle bir amaçla hareket etmemişse, suç sadece menfaat temin eden kişi bakımından teşebbüs aşamasında kalmış olur[12].

 

6222 sayılı Kanunun 11. maddesinin dördüncü fıkrasında şike suçunun daha fazla cezayı gerektiren nitelikli halleri düzenlenmiştir. 11. maddenin dördüncü fıkrasına göre şike suçunun, kamu görevinin sağladığı güven veya nüfuzun kötüye kullanılması suretiyle; federasyon veya spor kulüpleri ile spor alanında faaliyet gösteren tüzel kişilerin, genel kurul ve yönetim kurulu başkan veya üyeleri, teknik veya idari yöneticiler ile kulüplerin ve sporcuların menajerleri veya temsilciliğini yapan kişiler tarafından; suç işlemek için kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde; bahis oyunlarının sonuçlarını etkilemek amacıyla işlenmesi halinde suçun cezası yarı oranında artırılacaktır. Bu sebeple şike suçunun nitelikli halinin cezası 1 yıl 6 aydan 3 yıl 6 aya kadar hapis ve otuzbin güne kadar adli para cezasıdır.

 

Bahis şikesi ile ilgili olarak yukarıda açıklama yapılmıştır. Konu ile ilgili olarak tekrar etmeksizin diğer nitelikli hallere ilişkin açıklama yapmak gerekirse;

 

Şike suçunun kamu görevinin sağladığı güven veya nüfuzun kötüye kullanılması suretiyle işlenmesi halinde suçta menfaat temin eden taraf, kamu görevlisidir. Örneğin bir belediye başkanı, vali veya milletvekilinin bu sıfatlarının verdiği güven ve nüfuzu kullanarak şike yapması halinde bu hüküm uygulanacak ve bu kişiler hakkında verilecek ceza yarı oranında artırılacaktır. Ancak kendisine kamu görevi kullanan kişi tarafından menfaat temin edilen kişiye bu sebeple ceza artırımı yapılamaz. Bu nitelikli hal, kamu görevlisi olma bakımından özgü suçtur ve yalnızca kamu görevlileri tarafından işlenebilir.

 

Şike suçunun federasyon veya spor kulüpleri ile spor alanında faaliyet gösteren tüzel kişilerin, genel kurul ve yönetim kurulu başkan veya üyeleri, teknik veya idari yöneticiler ile kulüplerin ve sporcuların menajerleri veya temsilciliğini yapan kişiler tarafından işlenmesi halinde de menfaat temin eden taraf kanunda sayılan bu kişilerdir. Bu nitelikli halde de menfaat temin eden taraf bakımından özgü suçtur. Dolayısıyla ceza artırımı yalnızca bu kişiler bakımından yapılacak, kendisine menfaat temin edilen kişiye maddenin birinci fıkrasında düzenlenen suç sebebiyle cezalandırılacaktır.

 

Şike suçunun suç işlemek için kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde de verilecek ceza yarı oranında artırılacaktır. Kanaatimizce bu düzenleme “ne bis in idem” ilkesine aykırıdır.

 

Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinde örgüt kurma suçu müstakil bir suç olarak düzenlenmiştir. Yargıtay kararları ve doktrinde suç örgütünün unsurları, örgütte en az üç kişinin bulunması, hiyerarşik ilişki, suç işleme amacı etrafında fiili birleşme, devamlılık ve amaç suçların işlenmesi için elverişli üye, araç ve gerece sahip olma şeklinde kabul edilmiş ve istikrar kazanmıştır. Bu unsurların tamamını taşıyan bir birleşme, örgüt olarak tanımlanabilir (Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin 30.04.2009 gün, 2009/8377 E. ve 2009/7582 K. sayılı kararı[13]).

 

Şike suçunun suç işlemek için kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, aynı örgüt suçlaması sebebiyle kişinin hem TCK m.220 sebebiyle ve hem de 6222 sayılı Kanun m.11/4-c sebebiyle cezalandırılması gündeme gelecektir ki, bu durum ne bis in idem ilkesi ile bağdaşmamaktadır. Bir kişi, bir fiil sebebiyle yalnızca bir cezaya mahkum edilebilir.

 

6222 sayılı Kanunun 11. maddesinin birinci fıkrasında şike suçunun cezası 5 yıldan 12 yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adli para cezası olarak düzenlenmiş idi. Ancak bu Kanunda 15 Aralık 2011 Tarihli ve 28143 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6259 sayılı Kanunla değişiklik yapılmış ve suçun hapis cezasına ilişkin kısmı 1 ila 3 yıl arasında hapis cezası olarak yeniden düzenlenmiş, ancak bu suçlarda hapis cezasının ertelenmesi ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması müesseselerinin tatbik edilemeyeceği kuralı benimsenmiştir. Kanaatimizce, Kanunda yapılan bu düzenleme isabetli olmuştur. 6259 sayılı Kanunla suçun ağırlığı ile uyumlu bir yaptırım şekli tercih edilerek, suç ve ceza siyaseti açısından vicdanları rahatsız edecek ve fiilin ağırlığı ile uygun düşmeyecek ceza tatbikinden uzaklaştırılması amaçlanmış, suç ve ceza siyasetine uygun düzenlemeye gidilmiştir[14]. Bu kapsamda, konunun spor hukuku ile ilgili olduğu ve her spor branşının bağlı olduğu yasal düzenlemeler çerçevesinde disiplin hukuku açısından da düzenlenmesinin isabetli olacağı sonucuna varılmıştır. Şike suçu ile ilgili verilecek ağır cezaların yanında bir de disiplin hukuku açısından uygulanacak yaptırımlar birlikte değerlendirildiğinde, amacını aşan cezaların tatbiki adalete ve ceza hukuku fonksiyonlarına uygun düşmeyecektir.

 

  1. Teşvik Primi Verme

 

6222 sayılı Kanunun 11. maddesinin beşinci fıkrasında teşvik primi verme fiili, şike suçunun daha az cezayı gerektiren nitelikli hali olarak düzenlenmiştir. Düzenlemeye göre, suçun bir müsabakada bir takımın başarılı olmasını sağlamak amacıyla teşvik primi verilmesi veya vaat edilmesi suretiyle işlenmesi halinde teşvik primi verme suçu oluşacaktır.

 

Esas itibariyle şike ve teşvik primi verme fiilleri birbirinden ayrıdır. Kanunda teşvik primi verme suçu, şike suçunun daha az cezayı gerektiren nitelikli hali olarak düzenlenmiş ve suçun cezası, şike suçunun cezasının yarısı olarak belirlenmiştir. Şike suçunda, bir müsabakada olması gereken yarışma taraflardan biri aleyhine azaltılmaktadır. Oysa teşvik primi verme halinde müsabakadaki çekişme artırılmaktadır. Kanun koyucu da bu durumu dikkate alarak teşvik priminin cezasını şike suçundan daha az olarak belirlemiştir.

 

Kanaatimizce teşvik primi verme eyleminin suç olarak düzenlenmemesi daha isabetli olurdu. Başta spor müsabakaları olmak üzere tüm müsabakaların temelinde çekişme, yarışma vardır. Şike suçunda bu çekişme, haksız ve bir tarafın aleyhine azaltılırken, teşvik primi verme fiili müsabakadaki çekişmeyi artırmaktadır. Şike suçunun unsurları ile teşvik primi suçunun unsurları mukayese edildiğinde; şikede, oynanan müsabakanın taraflarının sonucun önceden belirlenmesine etkili hareketleri olduğu halde, teşvik priminde, sonucu baştan bilinmeyen müsabakanın taraflarından birisinin motivasyonunun artırılmasına yönelik fiiller icra edilir. Bu nedenle, her iki fiili aynı kapsamda değerlendirmek mümkün olmadığı gibi, teşvik primi vermede müsabaka yapan tarafların birbirleriyle sonucu etkilemeye yönelik anlaşmaları da gündeme gelmez. Teşvik primi fiili, daha ziyade spor müsabakalarının etik kuralları ile ilgilidir.

 

Kanuni düzenlemeye göre bir müsabakada, takımlardan birinin kaybetmesi veya berabere kalması amacıyla, karşılaşmayı kaybetmesi veya berabere kalması istenilen takımın oyuncusuna menfaat sağlanması halinde şike suçu oluşacaktır. Teşvik primi verme suçu, yalnızca karşılaşmada kazanması istenilen takımın oyuncusuna menfaat sağlanması halinde gündeme gelecektir. Ancak şike ve teşvik primi verme suçlarının ortaya konulması açısından somut olayın özellikleri dikkate alınmalıdır. Örneğin play off karşılaşmasında yarışan üç takımdan A ve B takımlarının yapacakları müsabakada C takımı taraftarı, yöneticisi, oyuncusu gibi C takımının lider olmasını amaçlayan bir kişinin, A ve B takımlarının berabere kalması amacıyla bu takımlardan herhangi birinin oyuncusuna menfaat teklifinde bulunması halinde şike suçu oluşurken; bir lig karşılaşmasında ligin son sıralarında yer alan bir takımın lig lideri ile yaptığı karşılaşmada berabere kalması maksadıyla sağlanan menfaat teşvik primi suçunu oluşturacaktır.

 

Her ne kadar prim kelimesi para olarak nitelendirilse de[15], şike suçunda menfaate ilişkin yapılan açıklamalar bu suç için de geçerlidir. Hatır ilişkisi dışında sağlanan tüm menfaatler, bu suçu oluşturacaktır. 11. maddenin birinci fıkrasında yer alan “Kazanç veya sair menfaat temini hususunda anlaşmaya varılmış olması halinde dahi, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur.” düzenlemesi, teşvik primi verme fiili için de geçerlidir. Bu sebeple teşvik primi verme suçunun oluşabilmesi için primin verilmesi veya vaat edilmesi yönünde anlaşma yapılması gerekir. “Verme” fiili, zorunlu olarak içerisinde anlaşmayı barındırmakla birlikte, “vaat etme” fiilinde bir anlaşma her zaman olmayabilir. Kanun koyucu, teşvik priminde vaat etmeyi bağımsız olarak belirlemiştir. Ancak Kanunun 11. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan hüküm gereğince teşvik primi vermeyi vaat eden kişi, karşı tarafça bu vaat kabul edilmese dahi teşebbüs hükümlerine göre sorumlu tutulacaktır. Elbette, kendisine yapılan teklifi reddeden kişinin bu suç sebebiyle cezalandırılabilmesi mümkün değildir.

 

  1. maddenin altıncı fıkrasına göre, milli takımlara veya milli sporculara başarılı olmalarını sağlamak veya spor kulüpleri tarafından kendi takım oyuncularına veya teknik heyetine müsabakada başarılı olabilmelerini sağlamak amacıyla prim verilmesi veya vaat edilmesi halinde teşvik primi verme suçunun oluşmayacağı ifade edilmiştir. Esas itibariyle teşvik primi verme fiilinin suç olarak düzenlenmesi hatalıdır. Şike fiili, karşılaşmadaki rekabeti azaltması sebebiyle haksızlık niteliği bulunan bir fiil iken, teşvik priminin verilmesindeki amacın rekabeti artırma olması sebebiyle haksızlık niteliği yoktur.

 

Şike suçu için öngörülen daha fazla cezayı gerektiren nitelikli haller, teşvik primi verme suçu ile ilgili olarak da tatbik edilecektir. Şike suçunun nitelikli haline ilişkin açıklamalarımız, bu suç içinde geçerlidir.

 

  1. Şike Anlaşmasının Varlığını Bilerek Müsabakanın Anlaşma Doğrultusunda Sonuçlanmasına Katkıda Bulunma

 

6222 sayılı Kanunun 11. maddesinin ikinci fıkrasına göre, şike anlaşmasının varlığını bilerek spor müsabakasın anlaşma doğrultusunda sonuçlanmasına katkıda bulunan kişiler de birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır. Bu maddede, şike anlaşmasının doğrudan tarafı olmamakla birlikte, anlaşmayı bilerek müsabakanın anlaşma doğrultusunda gerçekleşmesine katkıda bulunan kişilerin cezalandırılacağı düzenlenmiştir. Düzenleme dikkate alındığında bu suçun failinin, şike suçunda kendisine menfaat temin edilen kişilerden olmasının zorunlu olduğu görülecektir. Müsabakanın sonucuna etki edebilme imkanı bulunmayan kişiler tarafından bu suç işlenemez. Bu suçun oluşması için, öncelikle yapılmış bir şike anlaşmasının bulunması gerekir. Dolayısıyla şike anlaşmasına aracılık edenler bu fıkra hükmü sebebiyle değil, birinci fıkra veya beşinci fıkra hükmüne göre cezalandırılırlar.

 

Madde düzenlemesinde yer alan katkı, anlaşmanın gerçekleşmesi için müspet bir edim gerektirmektedir. Bu sebeple anlaşmayı bilmesine rağmen bu anlaşmayı yetkili kişilere bildirmeyenler bu fıkraya göre değil, şartların oluşması halinde TCK m.278’de düzenlenen “Suçu bildirmeme suçu” sebebiyle cezalandırılacaktır.

 

Her ne kadar bazı yazarlarca 11. maddenin ikinci fıkrasında yer alan suç, özel bir iştirak müessesi olarak kabul edilse de, bu görüşe katılma imkanı bulunmamaktadır[16]. İkinci fıkrada bir suç tanımlaması yapılmıştır ve bu suçun şike anlaşması ile bağlantısı yoktur. Bu suçta fail, şike anlaşması ile herhangi bir ilgisi olmamasına rağmen bilerek ve isteyerek karşılaşmaya etki etmektedir. Fiilin yapılan anlaşma ile doğrudan herhangi bir bağlantısı bulunmaması sebebiyle, fiili işleyen kişi bu suç sebebiyle cezalandırılacaktır. Konunun şeriklikle veya şike suçu ile doğrudan bağlantısı bulunmamaktadır.

 

  1. Etkin Pişmanlık

 

  1. maddenin sekizinci fıkrasında, şike ve teşvik primi verme fiillerine ilişkin olarak etkin pişmanlık hükmü öngörülmüştür. Düzenlemeye göre, müsabaka yapılmadan önce suçun ortaya çıkmasını sağlayan kişiye ceza verilmez. Etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanılabilmesi için ilk şart, müsabakanın yapılmamasıdır. Bu kapsamda şike veya teşvik primi anlaşmasının tarafları etkin pişmanlık hükmünden yararlanabilirler. Bunun dışında diğer kişilerin hükümden yaralanabilmeleri mümkün değildir. Maddenin ikinci fıkrasında yer alan şike anlaşmasının varlığını bilerek spor müsabakasının anlaşma doğrultusunda sonuçlanmasına katkıda bulunma suçunun faili, ancak müsabaka içerisinde bu fiili icra edebileceğinden, etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanamaz.

 

  1. Suça Teşebbüs

 

6222 sayılı Kanunun 11. maddesinin ikinci fıkrasına göre, “Kazanç veya sair menfaat vaat veya teklifinde bulunulması halinde, anlaşmaya varılamadığı takdirde, suçun teşebbüs aşamasında kalmış olması dolayısıyla cezaya hükmolunur”. Esas itibariyle bu düzenlemeye yer verilmesine gerek bulunmamakta idi. Türk Ceza Kanunu’nun 5. maddesinde yer alan “Bu Kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ile ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır.” hükmü gereğince, TCK m.35’de yer alan teşebbüs hükmü bu suçlar bakımında da uygulanacaktır.

 

Şike suçunun hazırlık hareketleri tamamlanıp, icra hareketlerine geçilmiş, fakat suç tamamlanıp sonuca ulaşılamamışsa, bu halde TCK m.35’de yer alan “suça teşebbüs” müessesesi gündeme gelecektir. Ceza hukuku, sırf hazırlık hareketleri veya düşünce açıklamalarından ibaret olan fiillere değer vermek istemez. Bu nedenledir ki, taraflar arasında anlaşmaya varılması veya şike teklifinde bulunulup da anlaşmaya varılamayan hallerin 11. maddede ayrıca düzenlenmemesi gerektiğini, bu noktada Türk Ceza Kanunu’nun 35. maddesinin dikkate alınacağının uygun olacağına inanmaktayız.

 

Şike ve teşvik primi verme suçları teşebbüse müsait suçlardır. Fail tarafından şike veya teşvik primi verme suçlarına ilişkin olarak elverişli hareketler ve vasıtalarla doğrudan doğruya icraya başlanması, ancak neticenin failin elinde olmayan sebeplerle gerçekleşmemesi veya yine elde olmayan sebeplerle icra hareketlerinin tamamlanamaması durumunda bu suçlar teşebbüs aşamasında kalmış olacaktır.

 

Teşebbüste dikkate alınacak temel unsurlar, doğrudan doğruya icraya başlama ve elverişli araç ile vasıta unsurlarıdır. Hukuk düzeni, suçun hayata yansımayan, yani düşünce aşamasında kalan kısmı ile ilgilenmez. Toplumsal düzeni bozan suç olgusu var olmadıkça cezalandırılabilecek bir fiilden de bahsedilemez.

 

765 sayılı Mülga Türk Ceza Kanunu’nun 61. maddesinde teşebbüs düzenlenirken “vesaiti mahsusa” kavramı kullanılmış, 5237 sayılı Kanunun 35. maddesinde ise, “elverişli hareketler” ibaresine yer verilmiştir. 5237 sayılı Kanunda yer alan elverişli hareketler kavramı, 765 sayılı Kanunda yer alan vesaiti mahsusa kavramını da içerisinde barındırmaktadır. Bu noktada teşebbüsün varlığının tespitinde elverişli vasıtanın ne zaman somut olayda mevcut olacağının ortaya konulması gerekir. Burada failin konumu kadar mağdurun bulunduğu konum da önemlidir. Bu konuda doktrinde iki görüş bulunmaktadır.

 

Sübjektif görüşe göre, vasıtanın elverişliliği, onun objektif anlamda bir suçu gerçekleştirmeye yeterli nitelikte olması şeklinde anlaşılamaz. Bunun dışında, failin bu vasıtayı gerçek sonucu gerçekleştirmeye yönelik olarak kullanması gerekir.

 

Objektif görüşe göre ise, bir aracın elverişli olup olmaması, onu kullananın yeteneği ile ilgili değildir. Eğer vasıta, sonucu oluşturma yönünden objektif olarak yeterli ise, bunu elverişli olarak kabul etmek gerekecektir[17].

 

Somut olayda vasıtanın elverişli olup olmadığı, işlenmek istenen suçun niteliğine göre belirlenecektir. Örneğin kasten insan öldürme suçunda kullanılabilecek bir silah çok uzak mesafeden yapılan atışta elverişsiz ve yetersiz olabilir. Dolayısıyla teşebbüsün varlığı değerlendirilirken somut olayın tüm şartlarının dikkate alınması zorunludur.

 

Teşebbüsün cezalandırılabilmesinin bir diğer koşulu da, fail tarafından doğrudan doğruya icraya başlanmasıdır. Elverişli vasıtaya sahip olan fail, fiilin doğrudan doğruya icrasına başlamadıkça teşebbüsten dolayı sorumlu tutulamaz. Ceza hukuku, kural olarak hazırlık hareketleri ile ilgilenmez.

 

Şike ve teşvik primi verme suçları, karşılaşmanın sonucunu etkileme imkanına sahip olan kişi ile anlaşılması anında tamamlanır. Bu anlaşma yapılana kadar fiil teşebbüs aşamasında kalmıştır. Ancak bu durumda icra hareketlerinin başlangıç ve bitişinin tespit edilmesi, teşebbüsün varlığının ortaya konulması açısından zorunludur. Bu kapsamda elverişli hareket ve vasıtalarla doğrudan doğruya icraya başlanma anından itibaren teşebbüse dayalı ceza sorumluluğundan bahsedilebilecektir. Şike ve teşvik primi suçlarında icrai hareketler, müsabakanın sonucunu değiştirme imkanı bulunan kişilere ulaşılması anında başlar. Bunun öncesinde yapılan veya yapıldığı iddia olunan tüm hareketler hazırlık hareketleridir ve hazırlık hareketlerinin bu suçlar açısından cezalandırılabilme imkanı yoktur.

 

  1. Suça İştirak

 

Şike ve teşvik primi verme suçları, zorunlu çok failli suçlardandır. Kanunun 11. maddesinde “Belirli bir spor müsabakasının sonucunu etkilemek amacıyla bir başkasına kazanç veya sair menfaat temin eden kişi” ile “Kendisine menfaat temin edilen kişi”nin birlikte cezalandırılacağı düzenlenmiştir. Bu haliyle şike ve teşvik primi verme suçları, zorunlu çok failli suçlardandır. Bu suçlarda menfaat temin eden ve kendisine menfaat temin edilen kişi müşterek faildir ve aynı ceza ile cezalandırılır.

 

Suçun kanuni tanımındaki unsurları gerçekleştiren kişiye asıl fail denir. Şike ve teşvik primi verme suçlarında menfaat temin eden ve kendisine menfaat temin edilen kişi suçun asıl failidir. Bu kişiler dışında kalan ve suça dahil olan kişiler, şartların oluşması halinde Türk Ceza Kanunu’nun 38, 39 ve 40. maddeleri uyarınca cezalandırılabilir.

 

Bu noktada yukarıda açıklanan özgü suçlara değinmekte fayda olacağını düşünmekteyiz. Özgü suçlarda kimlerin fail olabileceği kanunda belirlenmiştir. Kanunda belirlenen bu kişiler dışında diğer kişiler suçun faili olamazlar. Türk Ceza Kanunu’nun “Bağlılık kuralı” başlıklı 40. maddesinin ikinci fıkrasında, “Özgü suçlarda, ancak özel faillik niteliğini taşıyan kişiler fail olabilir. Bu suçların işlenişine iştirak eden diğer kişiler ise, azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulur.” hükmüne yer verilmiştir. Bu sebeple 6222 sayılı Kanunun 11. maddesinin dördüncü fıkrasının (a) ve (b) alt bentlerinde yer alan fiillere iştirak eden diğer kişiler ancak azmettiren ya da yardım eden olarak sorumlu tutulabilir. Dördüncü fıkranın (a) ve (b) alt bentlerinde sayılan kişiler, şike ve teşvik primi verme suçlarında menfaat temin eden kişilerdir. Kendisine menfaat temin edilen kişiler bu kapsamda değerlendirilemez. Bu suçlarda kendisine menfaat temin edilen kişiler, azmettiren ya da yardım eden olarak değil, müşterek fail olarak sorumlu tutulacak, ancak nitelikli halin bu şahısların zatında gerçekleşmemesi sebebiyle asıl suçun cezası ile cezalandırılacaklardır.

 

Şike ve teşvik primi suçlarını işlemeye azmettiren kişi, TCK m.38 uyarınca asıl suçun cezası ile cezalandırılacaktır. Azmettirme, belirli bir suçu işleme hususunda henüz bir fikri olmayan bir kişinin başkası tarafından bu suçu işlemeye karar verdirilmesidir. 6222 sayılı Kanunun 11. maddesinde tanımlanan menfaat temin etme ve menfaat kabul etme fiillerini işlemeye azmettiren kişi, azmettiren olarak sorumlu tutulacaktır. Bu kişiler dışında suç işlemeye teşvik eden, suç işleme kararını kuvvetlendiren, fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat eden, suçun nasıl işleneceği hususunda yol gösteren, fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlayan ve suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştıran diğer kişiler, TCK m.39’da düzenlenen “Yardım etme” müessesesi uyarınca cezalandırılacaktır.

 

Şike anlaşmasında aracılık eden kişilerin müşterek fail mi, yoksa yardım eden sıfatıyla mı sorumlu tutulacağının tespitinde somut olayın şartları dikkate alınmalıdır. Örneğin, bir karşılaşmadaki oyunculara şike teklifinde bulunmak isteyen, ancak oyunculara ulaşma imkanı bulunmayan bir kişiyi, oyuncu ile buluşturan ve anlaşmanın yapılmasını sağlayan kişi müşterek fail olarak sorumlu tutulacakken, şike için görüşen kişilerin suç işleme kararını kuvvetlendiren kişi yardım eden olarak sorumlu tutulacaktır. Bu ayırım yapılırken somut olayın şartları çok iyi değerlendirilmelidir.

 

Konu ile ilgili üzerinde durulması gereken bir diğer mesele de, şike ve teşvik primi verme eylemlerinin bir suç örgütünün amaç suçları olarak işlenmesidir. Yukarıda kısaca değinildiği üzere suç işlemek için örgüt kurma fiili TCK m.220’de düzenlenmiştir. Yargıtay kararları ve doktrinde suç örgütünün unsurları, örgütte en az üç kişinin bulunması, hiyerarşik ilişki, suç işleme amacı etrafında fiili birleşme, devamlılık ve amaç suçların işlenmesi için elverişli üye, araç ve gerece sahip olma şeklinde kabul edilmiş ve istikrar kazanmıştır. Bu unsurların tamamını taşıyan bir birleşme, örgüt olarak tanımlanabilir.

 

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.04.2007 gün, 2006/10-253 E. ve 2007/80 K. numaralı kararında, “Örgüt niteliği itibariyle devamlılığı gerektirdiğinden, kişilerin belli bir suçu işlemek veya bir suç işlemek için bir araya gelmesi halinde, örgütten değil ancak iştirak iradesinden söz edilebilecektir.” şeklinde suç işlemek için örgüt kurulan örgütün devamlı olması gerektiği vurgulanmıştır. Belirli bir suçu veya yalnızca bir suçu işlemek için örgüt kurulamaz. Bu kapsamda yalnızca 6222 sayılı Kanunun 11. maddesinde düzenlenen suçları işlemek için bir örgüt kurulamaz. Bu durumda Türk Ceza Kanunu’nun iştirak hükümleri uygulama alanı bulabilecektir. Somut olayda suç işlemek için kurulmuş bir örgütün varlığından bahsedebilmek için 6222 sayılı Kanunun 11. maddesinde düzenlenen suçun dışında bir başka suçun daha bulunması, suç örgütü için sine qua non şarttır.

 

Yine 6259 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle özel bir içtima hükmü kabul edilmiştir. Düzenlemeye göre bir suç işleme kararının icrası kapsamında 6222 sayılı Kanunun 11. maddesine muhalefet edilmesi halinde zincirleme şekilde işlenen tek bir suç gündeme gelecektir. Tek suçun bulunduğu yerde suç örgütünden bahsedilemez.

 

  1. İçtima

 

6259 sayılı Kanunla 6222 sayılı Kanunun 11. maddesi değiştirilmiş ve içtima hükümlerine yer verilmiştir. 11. maddenin onuncu fıkrasına göre, “Bu maddede tanımlanan suçların bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi halinde, bunlardan en ağır cezayı gerektiren fiilden dolayı verilecek ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılarak tek cezaya hükmolunur”. Düzenlemeye göre bir suç işleme kararının icrası kapsamında, şikenin daha fazla veya daha az (teşvik primi verme) cezayı gerektiren nitelikli hallerinin bir suç işleme kararının icrası kapsamında işlenmesi durumunda tek cezaya hükmedilecek, ancak bu ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılacaktır.

 

Esas itibariyle bu düzenleme kabul edilmese de, TCK m.43’de düzenlenen “Zincirleme suç” hükümleri uygulanacak idi. TCK m.43/1’de, “Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır.” düzenlemesine yer verilmiştir. Görüleceği üzere 6259 sayılı Kanunla getirilen düzenleme TCK m.43/1’in tekrarı niteliğindedir.

 

Şike ve teşvik primi verme suçlarının mağduru, yalnızca aleyhine şike yapılan veya teşvik primi verilen takım değildir. Bu takımlar dışında, ligde yer alan diğer takımlar, şike yapılan veya teşvik primi verilen karşılaşmalarda bahis oynayan kişiler gibi suçun birçok mağduru vardır. Dolayısıyla bu suçun mağduru belirli bir kişi değildir.

 

6259 sayılı Kanunla getirilen düzenleme, yalnızca TCK m.43/2’nin tatbikinin önüne geçmiştir. Bu düzenleme yapılmasaydı zincirleme olarak işlenen bu suçta, ilk olarak tek bir hareketle birden fazla kişiye karşı suçun işlenmiş olması sebebiyle ceza artırılacak, bu ceza üzerinden TCK m.43/1 uyarınca ceza uygulanması yoluna gidilecekti. 6259 sayılı Kanunla getirilen düzenleme TCK m.43/2’nin uygulanmasının önünü kapatmıştır.

 

Bir suç işleme kararının icrası kapsamında şike, teşvik primi verme ve daha fazla cezayı gerektiren nitelikli halinin birden fazla işlenmesi halinde nitelikli halden, şike ve teşvik primi verme sularının birlikte işlenmesi halinde şikeden, yalnızca teşvik primi verme fiilinin birden fazla işlenmesi halinde teşvik primi verme suçundan bir cezaya hükmedilecek, ancak bu ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılarak uygulanacaktır.

 

Hakim somut olayda, TCK m.61 uyarınca suçun işleniş biçimini, işlenmesinde kullanılan araçları, işlendiği zaman ve yeri, konusunun önem ve değerini, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını, güttüğü amaç ve saiki göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirleyecek, belirlenen ceza üzerinden sırasıyla teşebbüs, iştirak, zincirleme suç, haksız tahrik, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı ve cezada indirim yapılmasını gerektiren şahs i sebeplere ilişkin hükümler ile takdiri indirim nedenleri uygulanarak sonuç cezayı bulacaktır.

 

Sonuç olarak zincirleme suç hükümlerinde suçun daha fazla cezayı gerektiren nitelikli hallerinin dikkate alınması durumunda fail, 1 yıl 10 ay 15 günden 7 yıl 10 ay 15 güne, şike suçunun zincirleme olarak işlenmesi halinde 1 yıl 3 aydan 5 yıl üç aya, teşvik primi verme fiilinin tek başına zincirleme olarak işlenmesi halinde ise, 7 ay 15 günden 2 yıl 7 ay 15 güne kadar hapis cezası ile cezalandırılabilecektir.

 

 

 

 

III. Yargılama Usulü

 

6222 sayılı Kanunun 23. maddesinde şike ve teşvik primi verme eylemlerinin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından belirlenecek asliye ve sulh ceza mahkemelerinde yargılanacağı ifade edilmiştir. Anılan düzenleme ile bankacılık suçlarında olduğu gibi ihtisas mahkemelerinin yargılama yapması öngörülmüştür.

 

Şike ve teşvik primi verme suçlarının bir suç örgütü tarafından işlenmesi halinde CMK m.250 ile görevli mahkemelerin yargılama yapmaları ile ilgili olarak birkaç hususa değinmenin isabetli olacağını düşünmekteyiz.

 

Özel yetkili mahkemeler ve savcılıklar, ihtisas mahkemeleri/savcılıkları olarak CMK m.250’de tanımlanan suçlar ve faillerinin yargılanmaları üzerine kurulmuş olup, genel mahkeme sıfatını taşımazlar. Bu sebeple, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun mahkeme ve cumhuriyet savcılıklarının görevlerine ilişkin hükümlerde yalnızca özel yetkili mahkemeler için geçerli olan düzenlemeler yer almaktadır.

 

CMK m.250 ile görevli mahkemeler, şike ve teşvik primi verme eylemlerini ancak CMK m.250/1-b uyarınca haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş bir örgütün cebir ve tehdit kullanmak suretiyle işlediği suçlar kapsamında yargılayabilirler. CMK m.250/1-a ve 250/1-c’de sayılan durumların şike ve teşvik primi verme eylemleri ile herhangi bir bağlantısı olamaz.

 

CMK m.250/1-b’ye göre yapılacak yargılamalarda ise örgüt tarafından işlenen suçlarda cebir ve tehdit kullanılması zorunludur. Şike ve teşvik primi verme eylemlerinin bu mahkemelerde yargılanmasında öncelikle cebir ve tehditle işlenen bir suçun bulunması gerekir. Bu noktada ilk olarak değinilmesi gereken mesele, şike ve teşvik primi verme eylemlerinin cebir veya tehdit kullanılarak işlenip işlenemeyeceğidir. Yukarıda açıklandığı üzere şike ve teşvik primi verme eylemlerinin temelinde menfaat temin eden ve menfaat alan arasındaki karşılıklı anlaşma bulunmaktadır. Bu anlaşmada tüm tarafların rızası şike yapmak veya teşvik primi vermek yönündedir. Cebir ve tehditle karşılaşmanın sonucunun etkilenmeye çalışılması halinde bir anlaşmadan söz edilemeyeceğinden, şike suçunun varlığından da bahsedilemez. Dolayısıyla şike ve teşvik primi verme eylemlerinin CMK m.250 ile görevli mahkemelerde yargılanabilmesi mümkün değildir.

 

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 23.02.2010 gün, 2009/8-111 E. ve 2010/38 K. numaralı kararına göre, CMK m.250 kapsamına giren suç örgütü ile ilgili açılmış bir kamu davası olmadığında veya olup da sanığın beraatına karar verilerek, bu beraat kararı aleyhine temyiz yoluna başvurulmaması halinde, diğer suçlarla ilgili verilen mahkumiyet kararlarının görev yönünden bozulması gerekir. Genel Kurul, CMK m.250’de gösterilen şekilde örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmeyen suçlarla ilgili görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, duruşmaya devamla bu suçlardan sanıkların mahkumiyetlerine karar verilmesinin isabetsiz ve hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir.

 

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 5. maddesinde, işin davayı gören mahkemenin görevini aştığının veya dışında kaldığının anlaşılması durumunda, mahkemenin dosyayı bir kararla görevli mahkemeye göndermesi gerektiği ve 4. maddesinde 6. madde hükümleri saklı kalmak kaydıyla davaya bakan mahkemenin görevli olup olmadığına yargılamanın her aşamasında bakabileceği ifade edilmiştir. Anılan düzenlemelere ve CMK m.6’ya göre görevsiz olan mahkeme, görevli mahkeme alt dereceli mahkeme olmadıkça, dosyayı görevsizlik kararı vererek görevli mahkemeye göndermek zorundadır. Bunun tek istisnası CMK m.252/1-g’de düzenlenmiştir. CMK m.252/1-g’ye göre, özel yetkili ağır ceza mahkemelerinin görev alanına girmeyen suçlarda 6. madde hükmü uygulanmayacaktır. Görevsiz olan özel yetkili ağır ceza mahkemesi, görevli mahkeme alt dereceli bir mahkeme olsa da dosyayı bu mahkemeye göndermek zorundadır. Özel yetkili mahkemelerin ve savcılıkların ihtisas mahkemeleri/savcılıkları olmaları sebebiyle kanun koyucu, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun sistematiğine aykırı şekilde yukarıda ifade edilen düzenlemeye yer vermiştir.

 

Haksız iktisadi çıkar sağlamak amacıyla kurulan bir örgütün özel yetkili ağır ceza mahkemesinde yargılama konusu olabilmesi için; öncelikle varlığı ispatlanmış bir suç örgütünün cebir ve tehdit unsurları birlikte kullanılan birden fazla amaç suç işlediğinin tespiti gerekir. Aksi halde, bir özel yetkili mahkemenin sırf suç örgütünün varlığını kabul etmek suretiyle işlediği iddia olunan amaç suçlardan yargılama yapabilmesi mümkün olmadığı gibi, 1982 Anayasasının güvencesi altında bulunan kanuni hakim ve mahkeme güvencesine de aykırı olacaktır.

 

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 06.03.2007 gün, 2006/8-179 E. ve 2007/57 K. numaralı kararında, üst dereceli mahkemenin daha güvenceli olduğuna ilişkin ilkenin özel ve belirli suçlar hakkında genel kuralların dışında kendine özgü sistemle yargılama yapan özel yetkili mahkemeler açısından geçerli olmayacağı, bu durumda yargılamaya başlanıp davanın esasına girilmiş olsa dahi görevsizlik kararı verilerek dosyanın alt dereceli mahkemeye gönderilmesinin gerekli olduğu ifade edilmiştir [18].

 

Sonuç olarak, şike ve teşvik primi verme eylemlerini 6222 sayılı Kanunun 23. maddesi ile Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250. maddesi düzenlemeleri karşısında özel görevli mahkemelerde yargılanabilmesi mümkün değildir.

* İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi

 

** İstanbul Barosu

 

*** Yargı Dünyası Dergisi Mart 2012 sayısında yayımlanmıştır.

[1] www.tdk.gov.tr Çevrimiçi Erişim Tarihi: 28.02.2012

 

[2] www.tdk.gov.tr Çevrimiçi Erişim Tarihi: 28.02.2012

[3] Süheyl Donay, Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesi ve Şike ve Teşvik Primi, 2. ve Güncellenmiş Bası, Beta Basım, İstanbul, 2012, s.152.

[4] Osman Yaşar – Hasan Tahsin Gökcan – Mustafa Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Cilt:4, Adalet Yayınevi, Ankara, 2010, s.4633.

 

[5] Türk Ceza Kanunu’nun suçta ve cezada kanunilik ilkesi ile kıyas yasağını düzenleyen 2. maddesinin gerekçesine göre, “Kanunun amacına ilişkin maddesinde ifade edilen kişi hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınabilmesi için, hangi fiillerin suç teşkil ettiğinin kanunda açık bir şekilde belirlenmesi gerekir. Aynı şekilde, suç işlenmesi dolayısıyla verilecek ceza ve tedbirlerle, cezaya mahkûmiyetin hukuki sonuçları ve bu yaptırımların süre ve miktarlarının da kanunla düzenlenmesi zorunludur.

 

Anayasamızda da ifade edilen ve evrensel nitelikteki ‘kanunsuz suç ve ceza olmaz’ ilkesinin gereği olarak suçların tanımlanması ve ceza hukuku yaptırımları koyma yetkisine sadece Türkiye Büyük Millet Meclisi sahiptir. Yine Anayasamıza göre yasama görevi, devredilmesi mümkün olmayan bir yetkidir. Bireyin maddi ve manevi varlığı üzerinde derin etkiler doğuran suç ve cezaların, ancak ulusal iradeyi temsil eden organ tarafından yapılacak kanunla düzenlenebilmesi, kişi hak ve özgürlüklerine sağlanan en önemli anayasal garantilerden birini oluşturmaktadır.

 

Anayasada temel hak ve özgürlükler alanının, kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyeceğinin öngörülmesi de, bu garantinin bir ifadesidir. Kişi hak ve özgürlükleri konusunda kanun hükmünde kararname çıkarılmaması bakımından anayasal normla getirilen bu yasağın, idarenin diğer düzenleyici işlemleri için de geçerli olduğu kuşkusuzdur. İşte maddenin ikinci fıkrasındaki düzenlemeyle, Anayasada yer alan emredici normların gereği yerine getirilerek, idarenin düzenleyici işlemleriyle bir suç tanımının kapsamının belirlenemeyeceği ve ceza konulamayacağı açıkça düzenlenmiş olmaktadır.

 

Yine suçta ve cezada kanunilik ilkesinin doğal bir sonucu olan evrensel ilke niteliğindeki ceza kanunlarının uygulanmasında kıyasa başvurulamayacağı, maddenin üçüncü fıkrasında açıkça düzenlenmiştir. Böylece ceza kanunlarının bireye güvence sağlama işlevinin bir gereği daha yerine getirilmiş olmaktadır. Yeni tarihli ceza kanunlarında da kıyas yasağına ilişkin olarak açık hükümlere yer verilmektedir. Örneğin yeni Fransız Ceza Kanununda bu husus ‘ceza kanunları dar yorumlanır’ biçiminde ifade edilmiştir. Kıyas yasağıyla getirilen güvencenin tam anlamıyla uygulanabilmesini mümkün kılmak amacıyla, kıyasa yol açacak şekilde yapılacak geniş yoruma da başvurulamayacağı açıkça ifade edilmiştir”.

 

[6] Bkz. 6222 sayılı Kanun Genel Gerekçesi.

 

[7] Cumhur Şahin – İzzet Özgenç – İlhan Üzülmez, Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesi Kanunu, Güncellenmiş 2. Bası, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2010, s.51.

[8] Aksi yönde Donay a.g.e., s.153 -154. “Buna benzer bir olay da hatır şikesi denilen olgudur. Burada kazanç ve menfaat vaadi yoktur. Böyle bir menfaat için anlaşma da sözkonusu değildir. Ancak bu hatır nedeni ile spor müsabakasının sonucu etkilenmiştir. Bu durumda suçun yasal unsuru olan menfaat verilse veya verilmese bile anlaşma yapılmıştır. Hatırda da hatırını kullanan tarafın veya adına hatırını kullandığı kişi veya kulübün bir menfaati olacağı için burada da şike suçu oluşmuştur. Gerçekten manevi menfaat de bir menfaattir. Burada hatır kırmayarak şike yapan maçın sonucunu etkilemektedir. Kaldı ki bu suç ile aynı zamanda kamuoyunun da güveninin sarsılması sözkonusudur. Hatır için de olsa bu güven kötüye kullanılmıştır ve suç da oluşur. Tabiatı ile bununla müsabaka sonucu etkilenmiş olmalıdır”.

 

[9] www.tdk.gov.tr Çevrimiçi Erişim Tarihi: 01.03.2012.

 

[10] Aynı yönde bkz. Donay, a.g.e., s.155 -156.; Şahin – Özgenç – Üzülmez, a.g.e., s.54.

[11] Donay, a.g.e., s.157.

 

[12] Şahin – Özgenç – Üzülmez, a.g.e., s.55.

[13] Osman Yaşar – Hasan Tahsin Gökcan – Mustafa Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Cilt:5, Adalet Yayınevi, Ankara, 2010, s.6278 – 6279.

[14] 6259 sayılı Kanuna temel teşkil eden 6250 sayılı Kanunun gerekçesine göre; “Bilindiği üzere suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza veya güvenlik tedbirine hükmolunması, ceza hukukunun genel ilkelerindendir. Ceza yargılaması alanında temel kanun olan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 3. maddesinde de bu ilkeye yer verilmiştir. Bu ilke gereğince işlenen suça verilecek cezanın, fiilin ağırlığı ile orantılı olmasının yanı sıra, diğer kanunlarda öngörülen suçlara verilen cezalar dikkate alınmak suretiyle adil ve hakkaniyete uygun olarak belirlenmesi gerekmektedir.

 

Devletin hukuka bağlılığının ideal bir biçimde gerçekleştirilebilmesi için ceza kanunlarının içerik yönünden nasıl düzenlenmesi gerektiğini, hukuk devleti ilkesi belirler. Bu anlamda, ceza kanununun insana saygı esasına dayanması, ceza ve güvenlik tedbirlerinin uygulanmasında fiilin ağırlığı ve failin tehlikeliliğinin göz önünde bulundurulması, hukuk devleti ilkesinin gereği olarak ortay çıkmaktadır. Suç siyasetinin diğer bir ana ilkesini oluşturan hümanizm ilkesine göre de, suç işleyen insanın yeniden sosyalleştirilmesi ve toplumsal sorumluluğa sahip bir birey durumuna getirilmesi hedefinin izlenmesi gerekmektedir”.

[15] www.tdk.gov.tr Çevrimiçi Erişim Tarihi: 02.03.2012

[16] Şahin – Özgenç – Üzülmez, a.g.e., s.59. “Bu hüküm, şike suçuna şerik olarak katılan kişilerin de fail gibi cezalandırılacağını öngörmüş bulunmaktadır. Böylece bu suç bakımından yine suç siyaseti mülahazalarıyla cezalandırma yönüyle faillik – şeriklik ayırımı yapılmasına izin verilmemiştir. Çünkü ikinci fıkrada şike anlaşmasının varlığını bilerek spor müsabakasının anlaşma doğrultusunda sonuçlanmasına katkıda bulunan kişilerin, bu katkılarının derecesine önem verilmemiştir. Örneğin, bir futbol maçında kalecinin maçı rakip takıma sattığını öğrenen defans oyuncusunun maçın anlaşma doğrultusunda sonuçlanması için maçın bitimine az bir süre kala ceza sahası içinde topla elle oynaması nedeniyle rakip takımın penaltı kazanmasında ve böylece rakip takımın galip gelmesine neden olması halinde bu futbolcu da fail gibi cezalandırılacaktır. Esasında iştirak kuralları çerçevesinde değerlendirildiğinde defans oyuncusunun suça katkısı şeriklik düzeyindedir. Zira bu kişinin suça iştirak ettiğinden diğer faillerin haberi olmadığı için, bu kişi müşterek fail olarak nitelendirilemez. Kendi aldığı karar doğrultusunda suça katılan kişi ancak şerik olabilir. Ancak ikinci fıkra bu şekilde katkıda bulunan şeriklerin de fail gibi cezalandırılacağını öngörmüştür. Bu durumda şeriklerin cezasında TCK m.39’a göre indirime gidilmeyecektir”.

[17] Timur Demirbaş, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Güncellenmiş 6. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2009, s.418.

[18] Benzer yönde, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 30.06.2009 gün 2008/9-169 E. ve 2009/186 K. numaralı kararı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir